Siverek Azadi’den ‘Ortadoğu ve Kürdistan’ Semineri

1

Siverek Azadi Hareketi tarafından düzenlenen seminere Siverekliler büyük ilgi gösterdi. Rüştü Ömer caddesinde bulunan Siverek Azadi hareketi toplantı salonunda yapılan Ortadoğu krizi ve Kürdistan konulu seminere konuşmacı olarak tarihçi yazar şahidin şimşek, sosyolog yazar Yusuf ziya Döger konuşmacı olarak katılırken, verilen seminere Siverek’te faaliyet gösteren çok sayıda sivil toplum kuruluşunun temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.

Ortadoğu’da bir temsiliyet sorunu olduğunu belirten Yusuf Ziya Döger; “Ortadoğu’daki halkların, toplumların, inançların bir temsiliyet sorunu vardır, toplumsal sorunların en fazla yaşandığı Ortadoğu’da bu temsiliyet sorunu devamlı kendisini gösteriyor, bunun yanında Ortadoğu dünya çapında bir cazibeliği de vardır, bu cazibeliği hem İnançsal alanda ve hem de zenginliği anlamında cazibeliği vardır. Bundan dolayı Ortadoğu’da dünyanın her yerinden güçler Ortadoğu’da kendi hesaplarını kurarak buralarda egemenlik kurmaya çalışıyorlar, burada Kürtler son derece dikkatli adım atmak zorundalar, bu son birkaç yılda dünya güçleri artık bir Kürdistan’ın varlığına ihtiyaç duyuyorlar, bunun en belirgin özeliği Kobani direnişinde Amerika’nın Kürt güçlerine verdiği destekti, Amerika Kürtlerin ne evine, nede taşına muhtaçtır, ama Kürtlerin elindeki petrole, yer altındaki zenginliklere ihtiyacı olduğu için bu yardımı yapmıştır, peki bu yardım biz Kürtlerin işine gelmedimi? Bana göre geliyor. İsterse Ortadoğu devletleri ve halkları beni amerika’nın uşağı olarak lanse etsin, zaten 200 yıldan fazladır Ortadoğu devletleri ya amerika’nın yada başka bir batı devletinin uşağı değimlidir? Eğer Kürtler bir temsilliyete sahip olacaksa, kendi kaderlerini tayin edeceklerse ne lakap koyarlarsa koysunlar, o yapıştıracakları lakapları kendileri yüzyıldan fazla taşıyor” dedi

Orta doğu krizini iki bölgeye ayıran Tarihçi Yazar Şahidin Şimşek; “Orta Afrika ve Mısır ile Suriye, Irak bölgelerinde çıkan krizlerdir. Bu krizleri bu iki bölgeye ayırmadığımız zaman bu krizleri karıştırmış oluruz, çünkü bu iki bölgenin nedenleri farklı, sonuçları farklı oldu. Bu Ortadoğu’nun kozmopolit, etnik, dini, mezhebi yapısı bu bölgelerde sorunların çıkması için temel dinamiklerdir. Ortadoğu’da ki devletler yerine oturmadığı, sağlamlaşmadığı için bu sıkıntılarda kendisini gösteriyor, Ortadoğu’ya en fazla yön veren, gizli bir elle İran’dır. İran rusya’nın desteğini de yanına alarak Şii hilali dediğimiz İran yemen, Lübnan, Suriye bölgelerinde güç gösterilerinde bulunuyor, artık İran Suriye’de ve ırakta cumhuriyet muhafızlarının savaştığını dahi saklama gereği duymuyor. Burada işte Kürdistan’ın önemi ortaya çıkıyor. Kürtlerin İşid ile savaşında batının Kürtlere vermiş olduğu destek bunu en iyi şekilde gösterdi. Batı eğer donarak ölmek istemiyorsa bu kürdistan’ın doğal gazına ulaşmak zorundadır, bunun yolu da Rojava’dan geçiyor, Almanya bunun için en çok güney Kürdistan silahlı kuvvetlerini donatıyor, eğitiyor. Batılı devletler kimsenin kaşı gözü için kimseye yardım etmez, bu demek değildir bu yardımlara karşı çıkalım, biz uluslar arası düşünmek zorundayız, aslında biz Kürtlerin büyük bir eksikliği uluslar arası düşünmemektir, kendi akrabalarımız, kendi aşiretimiz için kafa yarar ama uluslar arası meselelere pek kafa yormayız, dediğim gibi batı kendi çıkarı olmadığı zaman tek bir kelime dahi konuşmak için kendisini yormaz, eğer bu güçler arasında batı Kürtlere yardım ediyorsa bir çıkarı vardır, biz Kürtlerde bu çarklar arasında kendi çıkarlarımızı düşünerek hareket etmeliyiz, işte bu uluslar arası düşünmedir, kimin ne söylediği, ne yaptığı bizi ilgilendirmez, çünkü onların hükümetleri, rejimleri batı ile işbirliği yaptığı zaman onlar için normaldir ama söz konusu Kürtler olunca hemen işbirlikçi, hain etiketi yapıştırmaya kalkışırlar, kendi işbirlikçilerini unutarak” dedi.

İki saat süren seminer soru cevap bölümünden sonra sona erdi. (Haber: Mevlüt Bayraktar)

siverek-azadiden-ortadogu-ve-kurdistan-semineri (2)

One thought on “Siverek Azadi’den ‘Ortadoğu ve Kürdistan’ Semineri

  1. Soykırım, “tek bayrak, tek din, tek devlet, tek marş, tek millet, tek dil”(R.T Erdoğan-2015) kompleksini taşımanın bir ürünüdür.
    24 Nisan bir soykırımdır.

    Tepeden, devşirme kalıntılarından oluşturulan Türk ulusu, varlığını; Ermeniler’in, Rumlar’ın, Kürtler’in, Süryaniler’in, yokluğu üzerine inşa etmiştir. II. Abdülhamit döneminde ortaya atılan Pan-İslamizm doktrinine, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin eklediği ve bugün TC yöneticilerinin de her adımda tekrarladığı ‘tekçi’ Pan-Türkizm doktrini, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan Müslüman olmayan ulus ve azınlıkların yok edilmesi sonucunu doğurmuştur!

    Bu ideoloji temelinde kurulan Türk devleti, bunun bir devamı olarak Türkiye’de yaşayan hiçbir ulus ve azınlığa hayat hakkı tanımamaktadır. Şimdiki yöneticiler de, soykırımları geçerli kılan ve Hitler tarafından da kullanılan ‘tekçi’ söylemleri terk etmemektedirler.

    Bu bir soy kırımıdır. Ermeniler ırk olarak, millet olarak yok edilmek istenmiştir. Sadece onlar mı? Hayır, Anadolu’nun gerçek yerlileri, Anadolu coğrafyası topraklarını yaşama ilk kez açan, onu gerçek bir vatanı haline dönüştüren ve uygarlıkları tüm insanlığa ışık saçan milletler yok edilmek istenmiştir. Ermeniler, Rumlar, Kürtler, Suryaniler ve diğer ulusal topluluklar, insafsız, pervasız ve gayri ahlaki tarzda varlıkları yok edilmek istenmiştir.

    24 Nisanı bu açıdan kavramadıkça bu topraklarda kimse huzur beklemesin. Bu topraklara sonradan gelmiş ama bir türlü ortak yaşam arzusunu gösterecek uygarlığa ulaşamamış olanlar var. Sorun, bilinçaltında anavatansızlık takıntısında gerçek yerlileri yok ederek bu toprakları anavatan edinebilme histerisidir.
    Soykırımcı tek boyutlu yaklaşımların da kökeni buradadır; tek bayrak, tek devlet, tek marş, tek dil bu kompleksin onarılması güç tecellisidir.

    Hitler, ‘tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek dil’ sloganı ile harekete geçirdiği kitlelere yahudi soykırımını yaptırtmıştır. Ne yazık ki Anadolu yerli halklarının soykırımına yol açan bu türden Jön Türk sloganlarını, şimdiki yöneticiler de aynen tekrarlamaya devam ediyorlar…(R.T Erdoğan’ın kitle konuşmaları)

    Bugün Türkiye denilen bu alanda bundan bin yıl önce kimler yaşıyormuş iyice öğrenmeli. Gerçek tarihe ulaştıklarında görecekler ki bu ülkenin en eski sahipleri, soykırım yaşayan halklardır. Ve kadim halkların ana yurdudur bu ülke… Onlar misafir değildir bu topraklarda. Bir zamanlar 944 yıl ( Türkler 26 Ağustos 1071’de Orta Asya’dan o zaman Batı Ermenistan denilen  Muş ovasına geldi) evvel Küçük Asya diye tabir edilen Smyrina ( İzmir)’dan Kars’a, Hıristiyanlığın ilk merkezi olan Antakya’dan, Pontus Rum (Karadeniz)’a kadar olan bölge tamamen Hıristiyan coğrafyasıydı…
    Bu gün kadim Hıristiyan halklar, yaşatılan soykırım ve baskılar yüzünden ne yazık ki nüfusları sıfırın altındadır. 1915’de katledildiği sayı kadar bile olmayışları, bu ülkede Hıristiyan halklara bakış açımızın göstergesidir aynı zamanda.

    Ermeniler, kendi uygarlık katkılarıyla Anadolu’ya renk katan, bölgemizin en eski uluslarından olup, katli vaciptir denilerek yurtları yakılmış, eski çağların bile tanık olmadığı bir vahşetle toptan sürgüne mecbur edilerek, 1,5 milyon insanı katledilmiştir; sürgünde ayakları telef olan uygar insanlar, Aziz Paşadan ayakkabı talep edince, Rahat yürüsünler diye bunlara ayakkabı giydirin diyerek verdiği emirle, ayaklarına at nalı çakılmıştır. Aç çocuklara, yüksekten sarkıtılmış ipe bağlı ekmekle, tavşan kaç tazı tut oyunu oynayarak işkence yapan, su içerken yılan bile dokunmaz erdemini ayaklar altına alarak, susuzluktan yerdeki su birikintisine yüzü koyun uzanıp su içen insanları topluca kurşuna dizen bir vahşet yaşanmıştır. Dünya kamuoyunca tüm çirkefliğiyle bilinen bu katliamın Osmanlı sorumluluğunda olmasına karşın, TC. dahi bu kirli mirası reddetmeye yanaşmamış, Osmanlıyı savunmuştur; Maktulleri, katil ilan ederek saldırıya geçmiştir. Gerçekler sürekli inkar edilerek, yadsımaya dayalı bir düşünce sistematiği kurulmuştur. Resmi tarih diye ünlenen tezler, inkarların tarihi olarak topluma dayatılmıştır.

    19. yy sonlarından başlayarak, Katolik ve Gregoryan (Ortodoks) diyerek birbirlerine kırdırılan, tenkil ve sürgünlerle, mal mülklerine el konularak baskı altında tutulan Ermenilere yönelik soy kırımı, I Dünya savaşının, malum bol bahaneleri altında girişilmiştir (24 Nisan 1915). Savaş sırasında, önce Ermeni gençlerinin Askere alınarak silahsız bırakılması ve ardından toplu tasfiyelerin yapılması, geride kalan Ermeni halkının Tenkil ve sürgünlerine geçilmesi. Bu konuda talimatların dakik bir biçimde, en yetkili resmi merciler tarafından istenip, izlenmesi.

    O dönemin Sadrazamı (Başbakanı) Talat Paşanın, başından itibaren olayları, dikkatlice takibi, emirler vermesi, istatistik tutması (iskan edecekleri yerde dahi nüfusa göre oranlarının %5 geçmeyecek düzeyde tutulmaları talimatları da dahil) ve bunun en ince ayrıntısına kadar yazılı özel notlarla tescili, Ermenilere reva görülen her şeyin, planlı bir tarzda icra edildiğini göstermeye yeterlidir (Ermeni tehciriyle ilgili Talat Paşanın tutanakları için bkz. Murat Bardakçı, Hürriyet gazetesi,…yayınlanan dizi) Bu, Ermenilere ilişkin, adına ne konulursa konulsun, yapılacak olanların önceden planlanmış eylemler olduğunu gösterir.

    Bundan sonra, sonuçlara bakılarak, yapılanlara verilecek ad, tanımlamaya geçilir.
    1915, Osmanlı Devleti tarafından, Ermeni, Asuri-Süryani, Rum gibi Doğu’nun yerleşik bütün Hıristiyan halklarını kendi topraklarından çıkarmak, azaltmak, yok etmek için düşünülmüş, bu coğrafyayı her bakımdan Türkleştirerek ulus devletin önündeki engelleri “temizlemeyi” hedefleyen, uzun vadeli planlanmış, acımasızca da uygulanmış olan çağın en kapsamlı bir “etnik temizlik harekatı”dır, bir SOYKIRIM’dır.

    Tehcir sadece bir bahanedir, Bu, Almanya’da yahudileri evden çıkarmak icin de uygulanmıştır. Yahudi’lere, siz gaz odasına gidiyorsunuz diye durum açıkca söylenmemiş ve evleri yağmalanmadan bunlar sanki geri gelecekmiş imajı verilmiştir. 
    Ermenilerin evleri ise hemen yağma edilmistir, fark budur. Ama yerlerinde koparmak icin göç, emniyet,savaş gibi bahaneler uydurulmuştur. 
    Yahudiler getolardan toplanmiş, Ermeniler ise köy ve şehirlerinden toplanmıştır. 

    Tehcir-Soykırım, Anadolunun gayri Müslüm unsurlarından arınmasi için kullanilan bir araçtan baska bir sey degildir. Bu eylemi Teskilat-i Mahsusa adina organize eden, Bahaddin Sakir Adana murahhasi Cemal Beye 25 Subat 1915te yazdigi bir mektupta söyle der; “Cemiyet vatani bu melun kavmin (Ermenilerin) ihtizasindan kurturmaya dâi hazirdir. Osmanli tarihine sürülecek lekenin mesuliyetini düsulhamiyetine almaya karar vermistir”. Amaç sogukkanli bir bilinçle Anadoluyu Hiristiyan unsurlarindan arindirarak bir Türk devleti kurmaktir.
    Böylesine planlı ve en ince ayrıntısına kadar takip edilmiş ve bir etnik topluluğa yönelen, sonuçta en iyimser tahminlerle, el yazması tutanaklardaki rakamlarla bir milyon üzerinde Ermenin ölümüne yol açan, kimi şehirlerde nüfusu yüz binlerden sıfıra indiren, çoluk çocuk on binlerce canın etnik yapısını değiştirmek için farklı etnik toplumlara dağıtan, topraklara el koyan, binalarını yıkan, her türden maddi ve canlı servetine el koyup katleden girişimlere, soy kırımından başka bir ad verilemeyeceği görülür.
    Ermeni soykırımı olmamışsa, Yahudi soykırımı da olmamıştır ve bunun mantıksal bir ürünü olarak, bugünkü Cihatçıların eylemlerinde haklı oldukları sonucu çıkmaktadır!
    Son yıllarda El Kaide, IŞİD, El Nusra ile Selefi ve Müslüman Kardeşler örgütleri aynı tekçi soykırımcı zihniyeti devam ettirerek, farklı din ve halklara karşı soykırım yapmaya çalışmaktadırlar. Türkiye desteğinde ki bu örgütler, insanlık dışı yöntemlerle, estirdikleri terörle Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmişlerdir. Bu örgütler, Ermeni,Asuri soykırımına, kalınan yerden devam etmektedirler.
    Ermeni Soykırımı’ndan, şimdiki Jihatçılara uzanan zihniyetle hesaplaşmadan, kirli tarihle yüzleşmeden, ”tekçiliği’ bırakmadan, ırkçı şöven düşmanlık atmosferinden, Müslüman olmayanlara karşı kin ve nefret söyleminden kurtulamadan, sorun çözülemez.

    Bu bir soykırımdır!

    CİWAN KURKEN A.
    Hanna Hekimyan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Siverek aydınlanıyor

Siverek Belediyesi ilçenin muhtelif bulvar ve caddelerinde bozuk veya miadı geçmiş aydınlatma direklerinde gerekli onarım-bakımı yaparak aydınlatma çalışmalarına devam ediyor. Bazı bölgelerde gündüz yaşanan trafik yoğunluğu nedeniyle çalışmalar gece geç saatlerde yapılıyor. Belediye Başkan yardımcısı Ali Gelener, çalışmaların devam ettiğine dikkat çekerek şunları kaydetti: “Çalışmalarımız ilçemizin her caddesinde yapılıyor. Teknisyen […]