Siverek’teki üniversite-fakülteyi düşünürken…

Eğitimci Sosyolog Halil Kurucu yazdı

Eski adıyla akademia ya da darülfünun günümüzdeki adıyla üniversite; bilim ve bilimsel faaliyetlerin yapıldığı yer ya da ortamlardır. Yüksek düzeyde – akademik anlamda eğitim ve öğretimin yapıldığı yerlerdir. Başka bir ifadeyle üniversite bilginin üretildiği ve yayıldığı yerlerdir. Bununla kalmıyor, üniversiteler. Aynı zaman da bilimin yanında teknolojinin tasarlanıp, üretimine yön veren merkezlerdir. Bilindiği gibi, bilim ve teknolojinin üretilmediği ya da bilim ve teknolojiden yoksun olan bir ülke, sosyolojik anlamda bağımlı ve geri kalmış ülkedir.

Özellikle günümüzde Üniversite-Fakültelerin toplumsal gelişme ve kalkınmada önemli rolleri vardır. Bu kurumlar toplumsal yaşamda çok önemli işlevleri icra ederler, hatta bir işlevi değil, birden fazla işlevlere sahiptirler. Deyim yerindeyse say-say bitmez bu işlevleri. Her işlevinde ayrı-ayrı öneme sahip olduğu bir gerçek. Özetlemek gerekirse; Üniversitelerde kurulan o yerleşim yerleri genel anlamda, sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı geliştirmiş ve değiştirilmiş olunmaz mı?

Bu kurumlar, insanlara farklı kültürlerle tanışma ve farklı kültürlere sahip insanlarla bir araya gelip kaynaşma olanağını verir. Bu önemli işlevlerinden dolayıdır ki üniversiteler, günümüzde gelişmişlik ve kalkınmanın bir göstergesinin yanında, eğitimde de ayrı bir öneme sahiptirler.

Üniversite – Fakültelerin kurulduğu zaman ve yerlerde diğer kurumlarda olduğu gibi, işlevlerini yerine getirirken çeşitli güçlülüklerle karşılaşmaması mümkün değildir. En büyük güçlük doğal olarak tanınma ve benimsenmedir. En başta toplum bu tür kurumları benimseyip içselleştirmez, ancak sonra önemi anlaşılmaya başlanır, başlamaz toplumda gözde kurumlar haline dönüşürler ve bu şekilde de toplumda değer olarak kabul edilme ve anılmaya başlanırlar.

Kurumların bu tanıma ve benimseme sürecinde esas belirleyici olan şey bireysel ve toplumsal ihtiyaçlardır. Aynı zamanda bu sosyolojik bir kuraldır. İhtiyaçları karşılayan ya da cevap veren kurumlar kalıcı olur. Burada yine bir ekonominin bir kuralını hatırlatmak herhalde konunun anlaşılması noktasında ne derece yararlı olur – olmaz, onu da bilmiyorum ama yine söylenmesi gerekirse o da şudur; Arz –  talep dengesi ve bu dengeyi sağlayan ihtiyaçlar.

Bu düşünsel çerçeve doğrultusunda Siverek özgülündeki Üniversite – fakülteyi (ki Siverek Uygulamalı Bilimler Fakültesi kastediliyor) düşünürsek; bir kere Siverek ekonomisi tarıma dayalı ve nüfus bakımından da sürekli gelişen ve değişen kadim bir şehirdir. Üniversite – fakülteyi her alanda taşıyabilecek bir yerleşim mekânı, hatta birçok ilden gelişmiş olup, öğrenci potansiyeli yüksek olan bir kent. Bu şehirde üniversite-Fakültenin kurulmuş olması büyük bir kazanç ya da önemli bir yatırım olduğu noktasında herkes hem fikirdir. Bunu aksinin düşünen insan yok sanırım. Esas sorun kurulan bu üniversite – Fakültenin geliştirilmesi ve yaşatılmasıdır. Öyleyse üniversitenin geliştirilmesi ve yaşatılması noktasında sorun ve sıkıntı nerede?

Esasında sorular belli, açık ve nettir.

Siverek’te üç yıldır kurulan bu fakülte neden geliştirilemiyor, neden büyütülemiyor? Neden yeterli derecede açılan bölümlere yeni bölümler eklenmediği gibi, mevcut bölümlere yeterli öğrenci alınamıyor? Daha da ileri giderek üniversitenin nüvesini – çekirdeğini teşkil eden bu fakülteyi geliştirip nasıl olur da, üniversiteye dönüştürme sürecine koyulamıyor. Bu ve buna benzer sorular sorulabilir ve bu sorular da çoğaltılabilir.

Tabii ki, bu ve buna benzer soru-sorunları tespit etmek önemlidir, ancak bu sorunlara çözüm üretmek daha da önemlidir.

Neden?

Çünkü hedefe ulaşmada aşılan sorunlar olduğu gibi, aşılamayan sorunlarda (en azından şimdi) vardır ondan…

 Muhtemelen bu sorunlar karşısında fakültenin idari kadrosunda yer alan değerli akademisyenler ile Siverek’teki üniversite-fakültenin kurulması için gönül vermiş insanları düşündürtmüş ve düşündürtmektedir de. Ve yine düşünceleri doğrultusunda belki fakülte yönetimi gerekli çaba ve girişimleri olmuştur. Yeterli olmuş mudur, olmamış mıdır?

Onu ben bilemem ama…

Tek bildiğim, bunu belirleyen süreç olacaktır.

Kanaatime göre fakülte ile ilgili en büyük handikap genel anlamda alt yapı yetersizliği, hatta sadece alt yapıdan değil, üstyapıdan kaynaklanan engeller de var. Bu alt yapı ile ilgili birkaç noktaya temas etmeden geçemeyeceğim.

Alt yapı yetersizliği içinde yer alan belki de önemli unsur Fakültenin kurulduğu alan, yani yerleşim yeri, başka bir ifade ile onun yerleşkesidir. Mevcut yerleşke, fakülteye hiç uygun olmadığı aşikârdır. Tatmin etmiyor insanları. Bu yerleşke ile üniversiteli olmanın tadını vermiyor ve veremiyor. Yani o atmosfer yok gibi görünüyor. Bu durum öğrencinin psişik anlamda ihtiyacını karşılayamıyor olması ilgiyi azaltıyor doğal olarak.

Açık ve nettir. Yereldeki öğrenci için, çekici değil iticidir üniversitenin konumu. Bu da ister istemez Üniversiteye karşı ilgiyi azaltıp, cazibe ve rağbeti yok ediyor.(Bu bir izlenimdir) Demek ki, Üniversiteyi cazip hale getirip, rağbeti artırmanın yolu yerleşkenin uygun ve çekici hale getirilmesidir. Başka bir söylemle üniversiteyi üniversite haline getirmek için – tabii ki fiziki anlamda- geniş bir alana taşınması gerekir. Bana kalırsa bu gerekli olduğu gibi, zorunludur diye düşünüyorum.

Vurgulamak istediğim diğer ve belki de en önemli husus; mevcut olan bölümlerin ihtiyaçları karşılayamaması ve buna paralel olarak istenilen ya da ihtiyaçları karşılayan yeni bölümlerin açılmaması.

Talep var, arz yoksa bunun tam tersi de olabilir. Bu durumda sıkıntı ya da sorun oluşmaz mı? Bunu sadece ekonomi açısından değerlendirmemek gerekir. Bu kural diğer alanlarda da geçerlidir. Somutlaştırmak gerekirse üniversitede arzuladığın ya da ihtiyacını karşılayacak bölüm yoksa başka alana yönelmez mi öğrenci? Burada esas olan bölüm seçimidir. Bölüm seçimi ise iktisadi bir ifade ile iş gücü piyasası ile ilintilidir. Günümüzde revaçta ya da gözde olan bölümler  (hatta yüksek puanla alsa dahi) neye göre belirlenir, elbette iş imkânlar ile. İş imkânları geniş ise(ki bunu belirleyen iş piyasası ve oluşan ihtiyaçlar) Yine somut bir örnek vererek bu kısmı anlaşılır hale getirelim. Siz şimdiye kadar tıp fakültesinden mezun birisinin çalışmadığını -istisnalar hariç- gördünüz mü? Neden görmediniz, çünkü bu mesleğe duyulan ihtiyaç fazla da ondan.

Demek ki günün koşullarına uygun revaçta olan bölümler ya da talepler doğrultusunda ( sağlık ve tarım ve hayvancılık ilgili bölümler gibi) yeni programlar açarak mevcut olan uygulamalı bilimler fakültesini geliştirmek. Bu bölümlerin açılmasıyla ancak gelişim ve canlanma kaçınılmaz olur.

Diğer önemli bir husus da öğrenci açısından yerleşme –barınma ya da konaklama sorunudur. Başka bir ifade ile yurt sorunu.  Üniversite tercihlerinde dikkat edilen bir husustur bu. O il ya da ilçede barınma için yurdun var olup olmadığı yani varlığı önemlidir. Yabana atılacak bir husus değildir. Tabir caizse eğitim ve öğretimin olmazsa olmazlarındandır. Yurt olmadığı bir yerde dışarıdaki öğrenciyi çekmek güçtür, zordur. Yurdun olması üniversiteye yerleşenler için güvence olduğu gibi, ekonomi açısından da bir tassarruftur. Yurdun olmayışı Siverek ve Siverek’te kurulan fakülte için dezavantajdır. Maalesef böyle bir olanak söz konusu değildir.

Daha da önemli husus da, Akademik kadro yetersizliğidir. Hangi bölüm olursa olsun yeni açılan program için, öğretim görevlisi yetersiz olması program ya da bölümün sürdürebilirliği açısından bir sıkıntı ya da sorunlar dizisini kaçınılmaz hale getirir mi? Tabi ki, evet.

Yani bu durumda sağlıklı bir eğitim ve öğretim faaliyetinin yürütülmesini beklemek ya da düşünmek bir ütopyadır. Deyim yerindeyse abesle iştigaldir. Akademik kadro, üniversitede yapılan eğitim-öğretim faaliyetlerin en önemli sacayağı olup, denilebilir ki en vazgeçilemez olanıdır. Akademik kadro tahsis edilmemesi halinde yapılan her faaliyet anlamsız ve değersizdir. Bu temelde kurulan bölüm ya da programlar açıldığı gibi, kapanmaları da kaçınılmazdır.

Siverek’te kurulan uygulamalı bilimler fakültesini geliştirmek için ve ileride oluşabilecek bir üniversitenin önünü açma noktasında gerekli her türlü çaba gösterilmiş (Karacadağ üniversitesi kurulması için gösterilen çabada olduğu gibi-) ve bundan sonra da gösterilmesi gerekmektedir.

 Harran Üniversitesine bağlı, Siverek Uygulamalı Bilimler Fakültesine ilişkin düşüncelerimiz yeni düşünceler değildir. Bilinen ve bilinmesi gereken düşüncelerdir. Biz sadece hatırlatmakla yetindik.

 Hoşçakalın…

0 0
Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleppy
Sleppy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sonraki Haber

Siverekli Araştırma Görevlisi şairin ilk kitabı çıktı

Haber: Yusuf Eyyüp Sarı - Siverekli İbrahim Doyumğaç'ın "Gözyaşı Çiçeği" adlı şiir kitabı, raflardaki yerini aldı.