Bo-Meir Hikayesi

Seni seviyordum biliyor musun? Çok sinir olsam da ben senin o yabaniliğini seviyordum.

‘Nevit, annen nasıl?’ desem mesela ‘sana ne’ diyordun. ‘Şöyle bir şey olmuş Nevit, haberin var mı?’ desem ‘bilmek zorunda mıyım?’ diyordun.

Tek sevdiğin şey arabalardı. Bütün arabalardan anlıyordun. Bütün motorlardan ve benimle saatlerce arabalar hakkında saatlerce konuşabilirdin. Bende senin aklına hep arabaları getiriyordum.

Öyle kötüyüm ki şu an… Ama bir zamanlar benimde böyle güzel anılarımın olduğunu hatırlamak beni mutlu etti. Hani sana âşık olup da ‘hayır asla olamaz’ diye kabul etmediğimde dinlediğim ve tam da kalkıp ailece size geldiğimiz o gün dinlediğim şarkı çalıyor şimdi eski teybimde. Hani sen, size geldiğimiz için bana ‘bu kızın burada ne işi var’ der gibilerinden pis pis bakmıştın.

Seni sevdiğimi kabul etmek istemiyordum çünkü sen benden daha çok küçüktün.  Ben on yedi yaşında bir genç kızdım, sen ise daha on beş buçuk yaşında bir çocuktun. Bıyıkların daha yeni yeni terlemeye başlamıştı. Ve ben sana karşı duyduğum bu histen dolayı inanılmaz utanıyordum.

Ve hani birde seninle parasız kaldığımız zamanlarda koşup gittiğimiz, Bo-meir diye, benim ablamın çalıştığı bir büro vardı.

Hani patronu olan Ağace, ‘üşüyorum’ dediğimde ‘doğulular üşümez’, acıktığımda ‘doğulular acıkmaz’ derdi.

Ve sen Ağace’den gıcık alıyordun. Ama o beni çok seviyordu. Beni hep nüfusuna alacağını söylüyordu. Ama bir türlü almadı gitti.

Öyle üzülüyorum ki, seninle geçen o tatlı lise anılarımızı yazdığım günlüğü, ağabeyimin okumasından korkan kardeşim yakmış.

Hatırlar mısın? Bir keresinde benim Osmanlı tarihinden yazılım vardı. Ve ben sana Kübra’yı teslim etmiştim de sen ‘madem sınavın vardı bu kızı neden kendinle okula getirdin, hem neden ben bakıyormuşum’ diye gıcıklık yapmış sonrada fırsattan istifade ben sınavdayken senin için neler yazdığımı merak edip o sayfaları kopuk meşhur günlüğümü okumuştun.

Ah ah! Benim de öyle tatlı anılarımın olduğunu, bir zamanlar bizim de liseli, aklı bir karış havada çocuklar olduğumuzu hatırlamak çok hoştu.

Şunu da hatırladım şimdi: artık nasıl olduysa, bo-meir’in oradaki tepeye çıktığımızda bana küçük sarı bir çiçek koparıp vermiştin de şok olmuştum. Hele yağmurlu bir günde Bo-meir’e giderken bana: ‘üşüyorsan montumu vereyim’ bile demiştin. ‘Vay! Bizde Türk filmi gibi olmuştuk! Ne kadar da sevinmiştim o zaman. Artık benimde yağmurda birlikte yürüyeceğim, üşüyorsan montumu vereyim mi?’ diye isteksizce de olsa soracak bir erkeğim vardı.

Hey gidi günler hey!  O, hayat bize kazık atmadan önceydi değil mi? Ben artık aşka, hele hele erkek denilen hemcinslerine hiç güvenmiyorum. Artık ne öyle bir talebim var ne de cesaret etme aptallığında bulunuyorum.

Ha unutmadan… Senin artık çok medeni çok hoş bir erkek olduğunu söylüyorlar ama ben senin o aksi ve tatlı yabaniliğini istiyorum. Ama sen beni görsen ‘bu kız hiç büyümeyecek’ diye kesin yine aksilik yapacaksın.

feyza-adabeyi-bomeir-hikayesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Siverekli köylülerin yağmur duası

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesine bağlı ilçeye 15 kilometre uzaklıkta bulunan Hasırlı köyünde yaşayan vatandaşlar köylerinde endişesiyle bir araya gelip yağmur duası yaptılar. Hasırlı köyünde yaşayan vatandaşlar köyün dışında bir araya geldi. Yağmur duası edip ardından mevlit okutan köylüler birlikte yemek yedi. Köylüler adına açıklama yapan Remzi Lale şunları kaydetti.’’ Uzun zamandan […]

Benzer Haberler