Siverek SonHaber - Siverekin Güncel Haber Sitesi
 » 
Azın Çok Azı
a aa
23 Nisan 2014 20:36
Feyza Adabeyi
Feyza Adabeyi Azın Çok Azı

Yüreği nasıl acıyordu oysa o sözleri duydukça. Burkuluyor, çabalıyor, ümitsizce çabalıyor, uçamıyordu.

Kendisine ait hiçbir şeyi olmamıştı o güne kadar. Yaşı da bayağı vardı artık. Değil dikili bir ağacı olmak, en gerekli ihtiyaçları bile ikinci elden karşılanmıştı.

O zaten hiçbir şeyin fazlasını istemiyordu ki. Durumlarını biliyordu. Şımarıklık edip “ nereden getirirseniz getirin “ demiyordu. Farklı görünmek için çaba da göstermiyordu. Mütevekkildi, sabırlıydı, azın çok azıyla da yetinmeyi biliyordu. Buna rağmen onu rahat bırakmıyordu annesi:

“ yine ne yazıyorsun öyle durmadan kâtip? Bitmedi mi daha bu yazacakların?”

Bu yargılayıcı- toptan reddedici kasıp kavurucu ses ümitlerini darmadağın ediyordu.

Kötü bir şey yapmıyordu ki o. Çok şey de istemiyordu. Tek isteği ya da tek sahip olduğu şey o kocaman rengârenk pırıl pırıl dünyasıydı. Masum düşleri eflatun ümitleri vardı onda. Bunların kime bir zararı vardı ki? Evin bir odasını mı işgal ediyordu, yoksa şu milattan kalma kırık komodini mi? Etraf mı kirleniyordu ya da? Birilerine mi dokunuyordu ve ya? Ama kimsenin onun dünyasından haberi yoktu ki…

Bir kâtip vardı eskiden şu caminin yanında otururdu. Öyle güzeldi ki…” diye bir şeyler anlatmıştı annesi. Kâtibi düşündü. O da böyle engellerle karşılaşmış mıydı? Nasıl biriydi acaba? Onunda kendine ait bir dünyası var mıydı? Sanatçı mıydı- zanaatçımıydı?

Defterini kapattı, kalemini içine koydu. Özenle çantasına yerleştirdi, günlüğünün yanına. Çantanın yan gözünde de kalemleri vardı. En ön gözünde de volkmeni. Volkmeni alıp boş bir odaya kapansam, pastel renklerden düşler kursam, onlarla baş başa kalsam… Ah her gün bu saatte kendi dünyamda olabilsem, rahat bıraksalar beni Nolur…

Yüreği acıyordu ve yüreğini kimselere açamıyordu. Alay ediyordu artık her kes. Deli diyordu. “ deli! “ne korkunç bir iftiraydı bu…

“  durmadan ne yazıyorsun öyle?” sırıtan aptal suratlar…

Ne yazacaktı? Her şeyi… Gülüyorlardı, ne kadar incittiklerini düşünme zahmetine hiç girmiyorlardı. En büyük kötülüğü hiç düşünmeden yapıyorlardı kendisine gülerek. Belki de aralarındaki fark buydu. Bunun için sevmiyorlardı onu. Düşünmeyi sevmiyorlardı.  Onlar hep gülüyorlardı, onlar güldükçe de o hep kaçıp uzaklaşıyordu kendilerinden. Belki de tüm bunlara onlar sebepti. Ve silikleşiyordu tüm bu yüzler. Annesi en önde darmadağın saçları buruşuk elleriyle bağırıp çağırıyordu. Ardından bir sürü yüzler daha. Çirkin korkunç iğrenç.

Kurtulmak istiyordu. Onlardan, hepsinden, her şeyden. Kaçıp kendi dünyasına sığınacak teselli bulacaktı. Ama bırakmıyorlardı. Bırakmıyorlardı. Bu durumda yapacak bir tek şey kalmıştı, onları kendi dünyalarına yollamak. Ama onların bir dünyaları yoktu!

Dünyaya tapan dünyasız insancıklar. Dönün artık. Kendi menekşe tarlanıza, menekşe tarlalarınızın yerini başka tarlalar almış belki, diken dolu kıraç tarlalar, ya da çöplükler. Belki de onların ne menekşe tarlaları ne de düşleri olmuştu. Düşleri olmayan insanların düşleri anlaması mümkün müydü hiç?

Onları anlayabiliyordu. O onları anlıyordu. Hem onları, hem kendini, hem hayatı, acıyı… Her şeyi anlıyordu artık. Yalnız anlamak çok ağır geliyordu. Öyle yorulmuştu ki

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

KÖŞE YAZARLARI

baslik

EN ÇOK OKUNANLAR

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.