Siverek SonHaber - Siverekin Güncel Haber Sitesi
 » 
COĞRAFYA KADERDİR (Ali’nin Anısına)
a aa
09 Temmuz 2018 10:36
Misafir Yazar
Misafir Yazar COĞRAFYA KADERDİR (Ali’nin Anısına)

Her insan kendi yoksulluğundan kaçıp gurbet ellere sığınıp, boğazından kısıp, ailesinin kimseye muhtaç olmaması için kendi coğrafyasından ve yoksunluğundan kaçıp farklı şehirlere çalışmaya gider…

Her insanın bir hikayesi vardır ve her insanın doğduğu büyüdüğü bir coğrafyası vardır. Bıyıkları daha terlememiş olan bir gencin acısı ne kadar derinden etkileyebilir ki insanı diyen sivri akıllılara,vereceğim en güzel cevap hikayeyi okumaktır derim…

Her gün günün ilk ışıklarıyla gözünü yoksullukla açıp ve yoksullukla kapatmak bu yaşantının en büyük dramıdır.

Şairin dediği gibi,

“Utanırım,

Utanırım fukaralıktan,

Ele, güne karşı çıplak…”

Yoksulluk, dezenforme edilmiş yaşantın zifiri karanlığıdır. Bizler bu yaşantın dik duruşundan ödünç vermeyen radikal insanlarıyız.

Kimimiz farklı şehirlere gidip inşaat sektöründe çalışırız, çöplerden karton toplayıp onu satarız ve dillerde dolaşan bir şehrin, hiç bilmediğimiz ve duymadığımız bir dağın başına çobanlık yapmaya gideriz….vs…

Bir anne kendi yaşantısından ve yoksunluğundan ne kadar şikayetçi olursa olsun kendi oğlunu bile bile bir yerlere sürüklemez ve sürüklemek istediği yerlerin acı hikayesini dinlemek istemez, hep hayra yorar en kötü yerlerin acı hikayesini…

Sabahın eşiğiydi, gün yeni ağarmıştı, Ali bavulunu akşamdan hazırlayıp, sabahın ilk ışıklarıyla köy postasına binip, ilçeye gidecekti ve ilçeden de biletini alıp, Tunceli’nin bir kazasında inip, bilmediği bir dağın uçurumlarında çobanlık yapacak artık, ne kadar acı koksa ve ürkütücü olsa da bunu yapmak zorundaydı artık…

Her gün yoksulluğun ızdırabında etim benzim yanacağına ve yüreğimde o cehennemleri taşıyacağıma, beş kuruş fazla kazanıp elde avuçta bir şey kalsın diye yollara düşmüştü artık… Yollar bir yılan gibi uzadıkça uzuyordu, geçen her zaman salisesi annesinin çığlıklarını hatırlatıyordu kendisine ve ağlamaklı babasının göz yaşlarını bir saniye dahi unutamıyordu… Engebeli yollar ne kadar Ali’nin içini burksa da geride bıraktığı iki çift gözyaşı kadar burkmuyordu artık…

Yollar ,zamanlar,mekanlar ard arda diziliyordu, bütün şehirler küçültüp sanki zihnine mıhlanmıştı artık. Yan tarafında oturan adam dayanamayıp soru sormaya başladı ne hikmetse yolculuk nereye demeden önce, niye bu kadar düşüncelisin dedi evlat!

Gözlerin kan çanağı olmuş ,bir hastalığın falan mı var diye söylendi…

Ali durumu üstün körü bir şekilde anlatıp, adam teselli edercesine nasihatler edindi..

Evlat; “coğrafya kaderdir”. Nerede doğarsan oranın kirine, çerçöpüne batar, oranın suyuyla yıkanır, oranın güneşiyle kavrulursun; oranın iklimi biçimlendirir geleceğini… Biz kaderimize boyun eğmiş insanlarız ve bu böyle devam edecek nefes aldığımız sürece…

Adamın söyledikleri bir nebzede olsa Ali’nin öfkesini dindirmişti artık.

Yollar bir atın kuyruğu gibi dolambaçlı şekilde devam ediyordu, dayanamayıp Ali biraz kestirdi. Derin bir uykunun ortasında çeşitli düşler görmeye başlamıştı bile, trafik kazasında ayağı kopan insanlar, uçurumdan düşen insanların çığlıkları ve yıldırım düşmesiyle ölen insanları… Bu düşlerle birden yerinden çığlık atıp uyandı ve aklına kazınmış olan tek düş yıldırım çarpması oldu içinden deli dolu fırtınalar dalga dalga acılar oluşturuyordu derken, birden muavinin sesiyle irkilip topladı kendini, ineceği yere varmıştı.

Otobüsten inecekken yaşlı adamdan helallik istedi.

-Yaşlı adam kulağına fısıldayarak “coğrafya kaderdir” evlat dedi.

Kaderin bu coğrafya gibi kara bahtlı olmaz diyerek bavulunu alıp birbirinden uzaklaştılar.

Ali bavulunu sırtlayıp şehrin varoşlarından adım adım ilerliyordu, gideceği adrese gün batımından önce varmalıydı, tehlikeli patikaların uçurumlarına düşmemek için çarçanar adımlarla hızlı hızlı yürüyordu.

Güneş tüm kızıllığıyla ensesinde birikmişti, kavurucu bir güneşin sıcaklığı yavaş yavaş bütün bedenini sarmalamıştı. Ali hiçbir şeye aldırış etmeden o patikaları düşe kalka geçip gideceği yere varmak için soluklanmıyordu bile… Yürüdükçe içinden bir degbejin ezgisini dudaklarıyla mırıldanıyordu,a rtık o ezgi onunla yol arkadaşı gibi olmuştu. Doğanın sesine karışan kuş cıvıltıları, bin bir kokulu çiçekler, Ali’nin ciğerlerine değinen temiz hava bir nebzede olsa da Ali’nin aile özlemini dindirebilecek gibi oldu, ama fayda etmedi…

Sarp kayalıklardan, dağlardan, obalardan yürüdükçe düşündüğü tek şey ailesi ve arkasında bıraktığı köyünün koyu sohbetleriydi. Gideceği yeri göz temasıyla kestirebilen Ali hiç farkına varmadan obanın içinde kendini buldu. Obanın içinde akan çeşmenin başına oturup soğuk suyu yüzüne, ensesine serpip kendine gelebildi…

Çeşmenin başına toplanan gençlere Martixanın çadırını sorup biran önce çadıra varıp, biraz dinlenip sabahın ilk ışıklarıyla sürüyü alıp yabana bırakmasaydı. Gençler arasında esmer yüzlü bir çocuk kalkıp isterseniz ben sizi bırakayım, obanın içinde size köpekler saldırır. Pek tekin yer değil dedi esmer yüzlü genç…

-Ali: Tarif ederseniz ben gidebilirim. Siz arkadaşlarınızdan ayrı düşmeyin.

Genç delikanlı çadırı tarif ederek Ali çadıra doğru toprağı arşınlayıp yola koyuldu.

Çadırın yanına varacağı tam sırada çadırın içindekilerine seslendi. Martixan amca dışarı çıkıp buyur içeri gel evlat…

Ali yavaş yavaş çadıra doğru yürüdü ve selam verip içeri girdi .

-Ali: Ben sizin sürünüze bakmaya geldim. Amcama telefon açmışsınız eski çobanınız bırakmış sürüyü herhalde, ben bakacağım müsaadenizle artık sürüye.

-Martixan amca: Tabi neden olmasın, şuan sürüyü benim çocuk yabana bırakmış sen dinlen biraz, sabah günün ilk ışıklarıyla sürüyü bırakıp yabana gidersin…

– Martixan amca: Evlat, dikkat et sürüye, buranın kurdu hiç eksilmez.

Ali, sen hiç merak etme amca kendimden daha iyi bakarım diyerek şuan dinlenebileceğim bir yer var mı?

Tabi hemen burada uzanıp yatabilirsin. Ali başını yastığa koyduğu gibi uyuya kalmış, taaaa sabahın ilk ışıklarına kadar uyanmadı…

Sabahın ilk ışıklarıyla bir sesle uyandı ve sabah erkenden sürüyü alıp yabana gitti, hava kara sislerle sarmalanmış, sirus bulutları ise yılın bütün yağmurunu gün içerisinde yağdıracağını, toprağın ise yer yarılıp içinde bütün kainatı saklayacağı hissini veriyordu.

Şimşek gürlemesi Ali’nin içine tuhaf hisler düşürdü ve ali yolculuk yaptığı düşün enkazını bir önce yaşayıp kaskatı kesildi sanki..

Cebinde elektronik eşya taşıyan Ali, telefonu eline alıp kapatacağı tam sırada birden tüm kainatı yaracak ve karanlık Mezopotamya’yı iki saniye de olsa aydınlatacak bir şimşek çaktı…

Şimşek, Ali’nin ayak topuklarından güneş kızıllığında esmerleşen boynuna kadar o anda kaskatı kesip öldürdü ve cansız bedeni bir anda yere savruldu…

Bir kaç saat sonra sürü obaya doğru giderken oba halkı Ali’nin gelmeyişini merak edip aramaya başladılar. Martixan amca bir patikadan aşağı baktığında Ali’nin savrulan bedenini görüp yanına yaklaştı ve kaskatı kesilip öldüğünü gören amca o anda bütün hücreleri kan solunumunu yapmadı ve dünya öyle bir kavruldu ki Alime, coğrafyanın kaderine ve ölümüne hepimiz razı eyledik…

Coğrafya kaderdir değerli okuyucularım Nerede doğarsan oranın kirine, çerçöpüne batar, oranın suyuyla yıkanır, oranın güneşiyle kavrulursun; oranın iklimi biçimlendirir geleceğini.

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

KÖŞE YAZARLARI

baslik

EN ÇOK OKUNANLAR

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.