Siverek SonHaber - Siverekin Güncel Haber Sitesi
 » 
Halil Kurucu – Paradigma Kavramı Üzerine
a aa
15 Nisan 2015 18:10
Halil Kurucu
Halil Kurucu Halil Kurucu – Paradigma Kavramı Üzerine

Günlük yaşamda az ya da belki de hiç kullanılmayan ancak felsefe literatüründe yer alıp, akademik çevrelerde sık kullanılan ve aynı zamanda bilim felsefesinin terminolojik bir kavramı olan paradigma kavramı üzerinde durup, açıklamayı gerekli ve önemli görüyorum.

M.Ö.6 Yüzyılda sistemli olarak başlayan felsefi süreçte başlangıçta sınırlı, daha sonra da çeşitlilik arz eden konular ele alınmış, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllara gelindiğinde ise, özellikle doğa bilimlerinde olağanüstü gelişmeler, akla duyulan güven… Gibi nedenler bilimin, felsefeden ayrılışına neden oldu. Bu kopuş felsefenin daha farklı alanlar ya da konulara yönelmesini berberinde getirdi ve bunun sonucunda da felsefenin bünyesinde farklı konulara özgü disiplinler oluştu. Bu disiplinlerden birisi de bilim felsefesidir. Doğal olarak bilimde olağanüstü gelişme ve başarılar felsefenin ilgi ve dikkatini çekmemiş olsaydı, bilim felsefesi denilen alan da oluşmazdı. O halde bilim felsefesi, bilimi konu edinip, neyin bilim olup olmadığını tartışan, irdeleyen, onun üzerinde düşünen ve onu sorgulayan bir alandır.

Tarihsel gelişimle birlikte, diğer felsefi disiplinlerde olduğu gibi, bilim felsefesi de konusu gereği, bilimi anlama, kavrama, analiz ya da çözümlemeye yönelik etkinlikler yapma ve gerçekleştirme çabası içerisine girdi. Bu etkinlikleri yorumlama, analizini yapma ve değerlendirme sürecinde de farklı felsefesi anlayış ve yaklaşımlar ortaya çıktı. Bir nevi çıkması da kaçınılmaz oldu. Farklı felsefesi anlayış ve yaklaşımların çıkması tarihsel gelişiminin bir zorunluluğu ve sonucu olarak da değerlendirilebilir.

Bilim felsefesinde, günümüzde kabul gören en etkili yaklaşımlardan, adı üzerinde bilimi bir etkinlik veya bir faaliyet gören ”etkinlik olarak bilim” yaklaşımıdır. Bu yaklaşımın en etkili temsilcilerinden birisi 1922-1996 yıllara arasında yaşamış “Bilimsel Devrimlerin Yapısı “adlı eseriyle tanınan ünlü ABD’li filozof ve bilim tarihçisi olan Thomas Samuel Kuhn’dur.
Thomas Samuel Kuhn, bilim felsefesindeki yaklaşımını açıklarken temel bir kavramdan hareket eder. Günümüzde demin de vurguladığımız gibi, olsa olsa entelektüel-akademik çevrelerde de sık sık kullanılan kavram olan paradigma kavramıdır. Bilim tarihi, her ne kadar Herodot, Platon, Aristoteles’de geçtiğini söylese de, felsefede paradigma kavramını 20 yüzyılda ilk kez kullanan Thomas Samuel Kuhn olduğunu söyler.

Thomas Samuel Kuhn’un dikkat çekici olsa gerek, felsefesinin temel ve tek anahtarı diyebileceğimiz ve çıkış noktası olarak kabul ettiği kavram paradigmadan başka bir şey olamazdı. Çünkü Kuhn, yaklaşımını veya görüşlerini bu kavramı merkeze alarak veya merkezinde bu kavramı oturtarak açıklamaya çalışmıştır. Paradigma kavramını açık, seçik bir şekilde tanımlamadığından bu kavrama farklı anlamlar yüklemiş ve farklı düşünürlerce yüklenilmiş olması doğal ve kaçınılmazdır. Bu anlamlar nelerdir diye sorarsınız elbette, bunlar; “bilim alanında egemen olan model”,”olayları ve olguları açıklamaya yönelik teorik, düşünsel veya kavramsal bir çerçeve”, ”bilimde egemen bakış açısı ya da yaklaşım”dır, denilebilir.

Thomas Samuel Kuhn bir yandan bilimin tarihsel ve toplumsal yönü olduğunu söylerken, diğer yanda da bilimin çeşitli aşamalardan geçtiğini, bu aşamalardan birisinin de bunalım aşaması olduğunu söyler. Bunalım aşamasında ise, paradigmanın yetersizliği, beraberinde iflasını getirttiği gibi, bilimi de yeni arayışlara sevk etmesini sağladığı da bir gerçektir. Başka bir ifade ile bilimde egemen olan model veya paradigma, olay ve olguları –ki, bu toplumsal olgu ve olaylar olduğu gibi, doğa ile ilgili olgu ve olaylar da olabilir-yetersiz olmamış olsaydı bilimde bunalım diye bir aşamadan söz ediyor olmayacaktık. Bu durumda da ona göre, bilim düz bir çizgi izlediği gibi, mevcut olan model ya da paradigma varlıklarını sürdürüyor olacaktı.

Bunalım dönemde iken bilimde ne olur? Bilim nasıl bir çıkış yolu izler? Bu aşamada, bir değil birden fazla yeni paradigmalar ortaya çıkar. Bu farklı paradigmalar ortaya çıkarken de, âdete birbirleriyle yarışırcasına ve kıyasıya bir mücadele içerisinde olurlar. Bu mücadelede ya da savaşımda hangi paradigma olay ve olguları açıklamakta yeterli olursa veya güçlü olursa ve hangisi sorulan sorulara doğru ve yeterli cevap verirse o başarılı olur ve başarılı olanlar da bilim alanında otoritesini kurarak varlığını sürdürür. Yetersiz olduğu anda da paradigma doğal olarak değişir. Onun ifadesi ile bilimdeki değişim “bir paradigmadan bir paradigmaya geçiş” ile olur. Kuhn, bir paradigmadan bir paradigmaya geçişi devrim, hatta bilimsel bir devrim-(ani değişim-sıçrama, dönüşüm) diye niteler. Bu dönüşümle birlikte bilim tekrar olağan dönem ya da evreye girerek yoluna devam eder.

Hakikatten, geçmişten günümüze kadar, devam ede gelen sürece baktığımız zaman, Kuhn’un ortaya koyduğu görüşler bilim tarihi veriler tarafından doğrular niteliktedir. Eğer bilimde bir paradigmadan bir paradigmaya geçiş süreci olmamış olsaydı, ilkçağda fizik-mekanikte, Arşimet paradigması yerine, yeniçağda Newton’ın çekim paradigması, bu paradigmanın yerine, M. Planck’ın guantum paradigması… Onun yerine Heisenberg’ in olasılık… Einstein İzafiyet paradigması gelir miydi? Yine ilkçağda astronomide de Batlamyus’un yer merkezli-geosentrik paradigması yerine, yeniçağda Kopernik’in güneş merkezli-helyosentrik paradigması bilim tarihinde yer almış olur muydu? Elbette olmazdı. Bundan dolayıdır ki, yaşanılan süreç bilim tarihinde yer edinilmiş olduğundan, geçmişte olduğu gibi, günümüzde de bilimde gelişme ve değişmeden söz edilmiş ve edilmektedir diyoruz. Buradan hareket ederek Kuhn, paradigma temelinde kendi paradigmasını kurarken ya da oluştururken, bilimde esas olan ilerleme ve gelişme değil, değişimdir derken, tezinin günümüzdeki bilimsel gerçeklerle nasıl örtüştüğünü göstermiyor mu? Elbette, bunu gösteriyor diye düşünüyorum.

Sonuçta Thomas Samuel Kuhn, paradigma kavramı temelinden bilim felsefesinde oluşturduğu kendi paradigmasından söz ettirirken, felsefeye ve bilime, önemli bir kavram olan paradigmayı kazandırdığı gibi, ve ona bilimsel anlam yüklemekle de, düşünsel-teorik anlamda bir etki ve katkı yapmış olduğunu göstermiyor mu? Ne dersiniz?

halil-kurucu-paradigma-kavrami-uzerine

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

KÖŞE YAZARLARI

baslik

EN ÇOK OKUNANLAR

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.