Siverek SonHaber - Siverekin Güncel Haber Sitesi
 » 
Hayat, ben geldim!
a aa
27 Kasım 2015 9:54
Armanc Aşiran
Armanc Aşiran Hayat, ben geldim!

 

Hayatı yaşamak…

Hayatı dolu dolu ve isteyerek ve bilinçlice yaşamak…

Korkularımızdan sıyrılarak, korkularımızı yok edercesine…

Anlamlı…

 Şifresi çözülmüş bir sırrın ortadan kalkması gibi, üstündeki karanlık tül örtüyü kaldırarak ona biraz daha tutunmak…

“Ben yaşıyorum; ama bilinç yüklü ve korkusuzca”, diyebilme erdemliliğini kendine sunarak yaşamak…

Üstümüzden korkuları atmanın zamanı gelmedi mi?

Bizi birbirimize düşürenleri bulup, onları “kendilerine hapsetmenin” zamanı gelmedi mi?

Eğer hayat varsa ölüm de vardır, biliyoruz…

Eğer ölüm varsa bir yerlerde hayat da vardır, bunu da biliyoruz…

Ama hayattan ve hayatımızı kirleten birçok şeyden korkuyoruz.

Bildiklerimiz var; ama bir o kadar da bilmediklerimiz.

Biz, bildiklerimizin dışında yer alan “bilmediklerimizden” değil, “içimizde” yer alan ve “çıplak aklımız ve gözlerimizle” gördüğümüz “bildiklerimizden” korkuyoruz.

Kozasında saklı duran bir kelebek gibiyiz. Ama kozasını yırtabilecek ne cesaret ne de kuvvet var bizde…

Bizi “yönetenleri”, bize “feodalizmi” yaşatanları görüyor, onlara karşı ne cesaret ne de kuvvet ile “sizi istemiyoruz” diyebiliyoruz.

Hırs ile ihtiras ile ve zaaflar ile çevrilmiş, bunların bizi kuşatmasına izin vermiş ve “hayat sadece benim hayatım” demiş, bizi kuşatanları “isteyerek benimsemiş” ve bunlar bizim hayatımızın bir parçasıdır diyerek “görünenlere” gözlerimizi öyle bir kapatmışız ki, kendimizi kandırmanın bize zevk verdiğini düşünür hale gelmişiz.

Yalanlarla örülü dünyamızda kendimize “güven” yaratmanın verdiği rahatlığı kimsenin bilemeyeceğini sanıyoruz.

Yanılıyoruz.

Öyle bir noktaya gelmişiz ki, kendimize duyduğumuz güveni kendimize dayalı yalanlarla süsler hale gelmişiz.

Utanmadan kendimizi kandırabiliyoruz.

“Biz insanız, demokratız, feodalizme karşıyız”, diye “örtülü nutuklar” atıyor, kelimeleri bir güzel sıraya diziyoruz.

Maskelerle kendimizi gizlemenin çabası içerisindeyiz.

İçimizi yalanlarla doldurup, midemizin ve “aklımızın” guruldamaması için içimizi doldurduğumuz yalanlarla geçinmenin “derdi” içerisindeyiz.

Yaşadıklarımızın toplamıdır oysa hayat.

Bir mermeri yontar gibi; düzgün, çelişkisiz, pürüzsüz, parlak, akıcı, dayanıklı bir hayatımız yok bizim.

Kendimizi sahiplenemiyoruz; halkın kendisiyiz fakat halk ile birlikte olamıyoruz.

Yeri geldiği zaman “Biz halkız”, diyoruz.

“Biz halkız” dediğimiz zamanların dışında “halktan kopuk”, onları ezenlerin en büyük izleyicisi olabiliyoruz.

Yazarın dediği gibi, “Anlaşılan, bedenimizin her bir parçası; ruhumuz ve aklımız, ikisi de yeniden biçimlenemeyecek kadar katı bir malzemeden yapılmış, dağılmayı, parçalanmayı göze alamıyorlar ama bir o kadar da değişime yanaşmıyorlar.”

Bir şeyler değişmeli oysa.

Bizi birbirimize benzer kılmayacak derece, “farklılıklarımız çoğulculuğu” doğurabildiği kadarıyla, bir değişimle birlikte yol alabilmeliyiz hayata.

“Bende ne değişmiyor?” gibi çıplak bir sorumuz olabilmeli.

Aşılması gereken bir duvar var önümüzde. Bize ait etli bir duvar.

Uzun ve dikenli tellerle süslenmiş bir duvarımız var…

Ve bir o kadar da yağmalanmış; delik deşik edilmiş, içi katmer katmer boşaltılmış bir hayatımız…

Eğer hayatımızı koca bir “mezar lahit”in altında geçirmek istemiyorsak, biz bu mezar lahit’in betondan kapağını ve kararmış rutubetli duvarlarını, “hayatı anlamlı kılmak adına”, parmaklarımızı avucumuzun içine alıp, birbirlerine sıkıca ve sert bir şekilde kenetleyerek sıkmalı, yumruklamalıyız.

Bu rutubetli, ölümün kokusunu taşıyan, ışık almayan “ölü hayatından” kurtulabilmeliyiz.

Mezar lahit’in donuk ve anlamsız, örümcek ağlarıyla küflenmeye yüz tutmuş duvarlarını parçalamalıyız.

Sizce de artık zamanı gelmedi mi?

Her insanın sorduğu ve cevabını “bilinçlice” verebileceği “bende ne değişmiyor”un bir karşılığı olmamalı mı?

Kendimize ve hayata dair sorularımız olmamalı mı?

Düşünür, “sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez”, diyor.

Bence “sorguladığımız ve karşılığı olan bir hayatımız” olmalı…

Ve hayatı yaşamalıyız…

Hayatı dolu dolu ve isteyerek ve bilinçlice yaşamalıyız…

Korkularımızdan sıyrılarak ve korkularımızı yok edercesine yaşamalıyız…

Anlamlı…

HAYAT, BEN GELDİM! dercesine.

YORUMLAR
Bu Habere 3 Yorum Yapılmıştır.
  • Abdurrahman ÜLGEY diyor ki ;
    28 Kasım 2015 1:49

    İnsan için korku gerçekten dışıından çok içindeki engel.Zaten bu da geçmiş insanlığın tarihinden süregelmiş.Kişisel ve toplumsal korku insanlığı bilinçsiz kılmıştır.Yazının ferahlatıcılığından dolayı tebrik ve teşekkürlerimle Site emektarlarına Saygılar.

  • Abdurrahman ÜLGEY diyor ki ;
    28 Kasım 2015 2:39

    Yazıda”Korkularımızdan sıyrılarak ve korkularımızla yok edercesine yaşamalıyız…”için yine yazıda”kenetlenerek”,”birlikte yol alabilmeliyiz”sözcükleri çare.

  • Abdurrahman ÜLGEY diyor ki ;
    28 Kasım 2015 2:47

    korkularımızı, -yazmam gerekirken yanlışlıkla- , korkularımızla , yazdığım için Sayın Yazar’dan özür dilerim.

GÜNÜN HABERLERİ

KÖŞE YAZARLARI

baslik

EN ÇOK OKUNANLAR

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.