Siverek SonHaber - Siverekin Güncel Haber Sitesi
 » 
Nasıl bir sevdadır? İşte öyle bir sevda ki…!
a aa
29 Mayıs 2015 9:52
Halil Kurucu
Halil Kurucu Nasıl bir sevdadır? İşte öyle bir sevda ki…!

Psikoloji, farklı insanların farklı kişilik ve karakterlere sahip olduğunu, hatta insanları farklı ilgi ve yeteneklerle doğduklarını ileri sürer. Bazı insanlar, kuşlara, kitaplara, spor vs. gibi şeylere karşı ilgili iken, kimiler de resim, edebiyat veya müzik vs. alanlarda yeteneklidirler. Yine psikoloji, kişilik çözümlemelerinde, karakterin kişilikten farklı ama kişiliği tamamlayan veya bütünleyen topluma dönük ve görünen yönü olduğunu söyler. Karakter yön, toplumsal yönü olup, toplum tarafından da görünen yönüdür. Dolayısıyla kişilik ile karakterin birbirinden farklı olduğunu belirtmek yaygın bir kanıya açıklık getirmek açısından yararlı olduğu gibi, bunu belirtmek bilimsel-pisişik bir gerçekliği ifade etmek herhalde önemli ve anlamlıdır diye düşünüyorum.

Toplum bireyi, ilgi ve yetenekleri tanır ve ona göre değer atfeder. Bireysel anlamda da, o ilgi ve yetenek son derece kişinin yaşamında önemli bir yer tutar. Diyebilirim ki, onsuz yaşam birey açısından anlamsız, değersiz ve boştur. İşte toplumsal anlamda, bireyleri topluma bağlayan o kişinin sahip olduğu ilgileridir. O ilgiler olmamış olsaydı, hiç bir birey, hiçbir uğraş içerisinde olmazdı.

O ilgiler tutku haline dönüşmüşlerse gazetecisi ise haber manşetlerinde, şair ise dizelerinde, yazar ise hikâye ve romanlarında, politikacı ise konuşmalarında, fotoğrafçı ise fotoğraflarında yansıtırlar, yansıtması da doğaldır. Kısacası bireyin her gün onlardan bahsetmesi, onları dillendirmesi tutku haline dönüşmelerinin bir sonucudur.

Toplumda bu tip ilgi ve tutkulara sahip karakterler çok yaygın olmamakla birlikte geçmişte olduğu, bu gün de vardır. Toplumda “âşık” ya da “sevdalı” deyimi ile genellikle nitelendirilirler. Memleket sevdalısı ya da aşığı gibi. Bazen böyle bir niteleme o kişilikle örtüşür ve bazen de örtüşmeyebilir. Çalışkandır nitelendirilmesinde olduğu gibi. Nasıl, o çalışkandır denildiği zaman bu deyim çalışan insanlarla örtüşüyorsa, bu da buna benzer bir şeydir diyebilirim. Aslında Bu deyim ile bir şeye bağlılığı, bağlanmayı veya bağlı olmayı ifade ettiğini de belirtmek isterim.

İşte bu karakterlerden birisi de en azında benim bildiğim tanıdığım ve gördüğüm kadarıyla, mesleğine ve memleketine “âşık ya da “sevdalı”  nitelendirilebilecek olan, yıllarca gazetecilik mesleğine gönül vermiş ve ona kendini adamış, birikimli ve bir o kadar deneyimli kişiliklerden birisi de her halde Şükrü Dolaş’ tan başkası olamazdı.

Kişilik açısında mütevazi, alçak gönüllü, yardımsever, sürekli kendini ön planda tutmayan bir kişilik profilini çizdiği gibi, her haber veya her bir materyali bir haber değeri haline dönüştüren bir kapasite ve yeteneğine sahip. Her şeyi önemseyip değerlendiren, yaşamın ciddiyetinin bilincinde olan bu özellikler, galiba mesleğin gereklilikleri olduğu, bunda da şahsiyetinin de önemli bir rolü ve payı olduğunu da unutmamak gerek. Dolaş ile ilgili bir iki anımı paylaşmadan geçemeyeceğim; Yıl 2002.Siverek’te intihar ve intihar olayların fazla olduğu yani yaygın olduğu bir yıl idi. O dönemdeki adıyla Siverek Kız Meslek Lisesinde çalışıyordum. İntihar ve nedenleri ile ilgili bir konferans hazırlığı içerisindeydim. Kendisi de o dönemde ulusal bir haber ajansının temsilciliğini yapıyordu. Haberi duyar duymaz, okula gelir ve bir haberci hassasiyetiyle değerlendirip, en hızlı bir şekilde, ulusal bir gazetede ertesi gün yayınlattığını unutmam mümkün değildi. Yine 2015 Mart ayında, öğrencilerimle yazar Rıfat Mertoğlu ile yapmış olduğumuz röportaj esnasında öğrencilerime dönük,  “Bakınız, ben üniversite mezunu değilim, usta yazar Yaşar Kemal de öyleydi. Çok iyi eğitim almamakla birlikte bir şeyler üretip, yazıyorsam bu bir özverimin sonucudur, sizler de ileride özverili olmanız halinde okuyup çok şeyler yazacağınıza inanıyorum” şeklindeki tavsiye niteliğindeki sözleri hangi aşamalardan geçip, buralara nasıl geldiğine işaret ediyordu adeta. Aynı zamanda bunu söylemekle, eğitim önemli olmakla birlikte, çok çalışmak, çaba göstermek ve kararlı olmak ile istenilen amaç ve ideallerin gerçekleştirebileceğini vurgulamak istiyordu. Yine Dolaşa ‘a sorarsanız, bir zamanlarda sanat alanında o günün moda tartışması olan “alaylı mısın mektepli misin? Sorusu karşısında meydan okurcasına mektepli değil, alaylıyım diyecektir. Ve bundan da gurur duyacaktır diyebilirim.

Dolaş gerektiğinde bir yazar, gerektiğinde bir şair, hatta gerektiğinde bir gezgin ve gerektiğinde toplumunu iyi gözleyen-gözlemleyen bir araştırmacıdır da. Yazdıkları ya da ürettikleri, insan psikolojisinden ve sosyolojiden iyi anladığının bir göstergesi. Anlamamış olsaydı, hiçbir değeri yaratıyor olmayacaktı. Bunu da nereden anlıyoruz diye sorarsanız? Elbette ürettikleri ve yaptıkları yani, pratiğinden, düşünsel anlamda teoriyi belirleyen pratiktir. Dolaş’ın pratikteki izdüşümü de onun şiirleri, yazıları ve öyküleridir. Bireyin her ürettiklerine önem verdiğim gibi, Dol aş’ınkine de önem vermemek elde değildir. Çünkü üretilen her değer belli bir emeğin ürünüdür. “Emek” kavramı son derece önemlidir, önemli olduğu kadar kutsaldır da. Dolayısıyla emeğe saygı duymak her onurlu insan olanın veya her sosyal varlık denilen insanın bir görevi ya da sorumluluğu değil midir? Bu Şükrü Dolaş için de geçerli, bir başkası içinde.

Şükrü Dolaş yazı yazar, şiir ve öykü yazar. Her şey yazar, neyi yazmaz ki… İnsanı, yaşamı, bölgeyi, yöreyi, ama o en çok neyi yazar biliyor musunuz? Siverek’i ve Siverek ait değerleri… Kısacası Siverek ile ilgili her şeyi ama her şeyi. Neden yazıyorsun be hey adam! Öyleyse sormazlar mı, sorgulamazlar mı, hiç düşündün mü? Evet! Hiç düşündün mü?

Hem de sevdası Siverek için;

-Ne kadar yazar?

Yazabildiği kadarıyla…

-Nasıl yazar?

Doğal haliyle, sevda ile aşk ile…

-Niçin Yazar?

Sevdası ve aşkı için.

-Ne zaman yazar?

Her zaman.

-Ne şekilde yazar?

Hisleri, algıları, duydukları ve gördükleriyle…

-Ne, neyi yazar?

En çok neyi yazar, sorulduğunda, işte esas olan sorun burada düğümlenir bence. En çok Siverek ve Siverek’in kültürünü, yaşamını, doğasını, toprağını onunla ilgili her şeyi…

Neyi yazar biliyor musunuz? Siverek’in küçelerini, tarihi eserlerini, üzüm bağlarını, bahçelerini gelenek ve göreneklerini, vadilerini, ovalarını, köylerini, akarsularını ve göllerini, insan ve yaşamını…

Gün olmuyor ki, şiirlerinde yazılarında Siverek ve Siverek ile ilgili şeylerden bahsedilmesin, dillendirilmesin, anlatılmasın, açıklanmasın gazetesinde, haber sitesinde ya da haber sayfasında. Gün olmuyor ki, Siverek’in küçelerini, caddelerini, sokaklarını, tarihi yapılarını; hanlarını, hamamlarını ve tarihi evlerini yazmasın, onlarla ilgili şiirini, fotoğrafını ve yazısını yayınlanmasın.

Ne diyordu üstat şair Ahmet arif bir şiirinde; “…Ben ve sigaram, Hasret kokuyordu buram buram…”, Dolaş da adeta buram buram kokuyor Siverek, nerede? Elbette, yazılarında, şiirlerinde, öykülerinde, fotoğraflarında…

İşte memleketimden insan manzaralarında bir kare! Yine sorarlarsa nasıl bir sevdadır? İşte öyle bir sevdadır ki… Derim. İşte, esas sevda dediğin şey bu olsa gerek…

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

KÖŞE YAZARLARI

baslik

EN ÇOK OKUNANLAR

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.