Siverek SonHaber - Siverekin Güncel Haber Sitesi
 » 
Sesteki Özgürlük…
a aa
01 Nisan 2016 13:46
Armanc Aşiran
Armanc Aşiran Sesteki Özgürlük…

 

 

 

 

Bir ilkbahar sabahı “mavi kubbenin altında”, ayaklarım çıplak bir şekilde ıslak toprağa basarak yürüyorum…

İncir ağaçlarının ağdalı kokusu kuş cıvıltılarıyla birlikte içime sakin bir ırmak gibi akıyor.

“Sükûnet beşiğinde” sallanmanın verdiği bilinmez bir rahatlığın ayak izleri var zihnimde.

Berrak bir sessizliği yırtan “sadece” kuş cıvıltıları; Kestane Serçelerinin, siyah çizgili serçelerin, Tarçın Serçelerinin, Keten Kuşlarının, koyu sırtlı sakaların narince sesleri…

Toprak tabanımı yalayıp geçiyor adeta.

Sağlıklı bitkilerin mis kokuları arasında, Tanrıya doğru yol alırcasına ilerliyorum…

Kısa boylu asma ağaçlarının gür yaprakları, toprakla bir bütün halinde.

Üstünde minik koyu yeşilçekirgeler.

Rüzgâr, hafiften esiyor.

Kalın gövdeli fıstık ağaçlarının renksiz dalları arasından kurumuş parçacıkların çatırtısını işitiyorum.

Yaprakları geniş, perçemli gürbüz ağaçlarının “asiliğini” hissediyorum.

Güneş, mavi kubbenin tam ortasında, kendinden can veriyor her canlıya…

Rüzgârın sesi, bir deniz uğultusu gibi canlıların gövdelerini yalıyor adeta.

Ayaklarım çıplak…

Gözlerim çıplak…

Kulaklarım çıplak…

Zihnim çıplak…

Zaman çıplak…

Ve zaman birden bire “donuyor”.

Karanlık her bir yanı tıpkı bir sansar gibi kaplıyor.

Toprak zemin daha bir cıvıklaşıyor…

Rüzgâr sertleşiyor, “isim değiştiriyor”; fırtınanın habercisi oluyor.

Gökyüzündeki karabulutların, yarasaların ve türlü yırtıcı yaratıkların ve ölümün “soğuk seslerinin dilleri” çatallaşıyor…

Her şeye inat ürkmüyorum.

“İlerliyorum”.

Adımlarımı toprağa daha bir sert vuruyor, daha bir hızlı adımlar atıyorum.

Karanlık üstüme geldikçe, ben, karanlığı “cesaretimle yarmak için” deli gibi yol alıyorum; buharlı sisler, nemli duman şeritlerine çarpa çarpa ilerliyorum…

Islak, küçük yapraklı Ebegümeçlerinin ayak parmaklarımın aralarında gezindiğini, beni gerilere itmek istediğini biliyorum…

Bilinmezliğin coğrafyasında, ansızın bir ışık beliriyor…

“Donmuş olan zaman”, birden bire kıpırdamaya başlıyor.

Karabulutlar dağılmaya, parçalanmaya yüz tutuyor…

Karanlık ortadan yavaş yavaş kalkıyor.

Güneş ışıkları, sırtını toprağa dayamaya hazır hale geliyor; bir Ezidi’yi mutlu eden ve dualarının simgesi olan güneş ışıkları toprağa çarptıktan sonra yine bir Ezidi gibi “güneşe yüzünü” dönercesine dua ediyor…

Uzaklarda silik bir şekilde “hasır çardaklar” görünüyor…

Deli gibi bir hareketlilik hasır çardakların etrafını sarmış…

“Özgür İnsanların” sesleri geliyor kulaklarıma.

Onların beni çağırdığını duyar gibi oluyorum.

Adımlarımı daha bir hızlandırıyorum…

Özgürlüğü “sırtlarında” taşıyan mutlu insanların seslerindeki rahatlığı duyabililiyorum. Bana “gel”, diyorlar. “Özgürlüğe doğru daha hızlı koş”, diyorlar…

Özgürlüğü seslerden hissedebiliyorum…

“Sesteki özgürlüğün” ne anlama geldiğini biliyorum.

Ayaklarıma inen kurşun ağırlığını daha bir kuvvetli öğütüyorum…

Yalpalanmadan, bacak kaslarımdaki kanı hızlandırarak, hasır çardakların önündeki “Özgür İnsanlara” yaklaşıyorum…

Ellerini uzatıyorlar bana…

Özgürlüğü sunuyorlar…

Yakuttan sürahilerden su içer gibi, özgürlüğü, onların ellerini tutarak, gözlerine bakarak bedenime akıtıyorum…

Ve fıçılardan, işlemeli gümüş bir kâseye “Syrah Şaraplarından” döküyorlar.

Kana kana içiyorum.

Alnımda boncuk boncuk ter damlacıkları…

Ve bir ilkbahar günü, hasır çardakların altında, özgür insanlarla birlikte hayata gülümsüyorum…

“Özgürlüğe gülümsüyorum”.

12948549_1690996387855136_1041820544_o

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

KÖŞE YAZARLARI

baslik

EN ÇOK OKUNANLAR

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.