Siverek SonHaber - Siverekin Güncel Haber Sitesi
 » 
Sizi Tanıyorum
a aa
18 Mart 2016 8:50
Armanc Aşiran
Armanc Aşiran Sizi Tanıyorum

 

 

 

 

Sizi tanıyorum.

Aklınızdan geçenleri biliyorum; korkularınızı, sevdalarınızı, tutkularınızı, fantezilerinizi, gülüşlerinizin altında yatan şeytaniliklerinizi görüyorum…

Siz o’sunuz.

Kalın duvarlarla çevrili, pencereleri dar ve karanlık perdelerle kaplı hayatınızın içinde yer alan her şeyinizi tüm çıplaklığıyla “hissediyorum”.

Biliyorum, benden kaçmak istiyorsunuz. Ama kaçamıyorsunuz.

 En sessiz adımlarınızın bile nereye doğru yol aldığını biliyorum.

Mimozalarla kaplı bahçelerle, Babil’in o ünlü asma ağaçlarının sarıp sarmaladığı yollar gibi, ince ve kıvrak, derin ve puslu ve yağmur kokan topraklarınız varsa, kaçabilirsiniz benden…

Ancak o zaman kurtulabilirsiniz.

 Ama yok.

Sizin size inat sığınabileceğiniz hiçbir yeriniz yok.

Çünkü siz, kendiniz bile değilsiniz.

Ümitsizliklerinizle birlikte ölüme sarılmış, öylece ahulu gözlerle hayata elveda demeyi beklemektesiniz.

Dün gece neyi düşündüğünüzü, kendinizi kiminle aldattığınızı, kibrinizi, intikamlarınızı ve arsız duygularla neleri düşlediğinizi biliyorum.

Siz “kaçamaklarla” hayatınızı süslediğinizi zannederken, ben, sizden intikamımı almak için bir kez daha sokuldum yanınıza…

“Beyninizin kalbinize ne fısıldadığını” duydum.

 Ruhunuz öylesine derin bir boşluk edinmiş ki hayatınızda, o boşluğu neyle kapatacağınızın hesabını yapmaya çalıştığınızın farkında bile değilsiniz.

Tıpkı uyurgezerler gibi, uyuşuk bir şekilde ve nereye gittiğinizi bilmeden gezinip duruyorsunuz; attığınız her adımda “içini boşalttığınız” bir hayata doğru yol aldığınızı bilmiyor ve içini boşalttığınız hayatla birlikte bir o kadar “ağırlaştığınızı” görmüyorsunuz.

İçini boşalttıkça ağırlaşan, anlamsızlaşan bir hayatınız var sizin.

 Hiç kendinize aynada baktınız mı?

Gözlerinizin en dip yerlerinde; gittikçe morlaşan halkalardaki çizgilerinize gözlerinizi çevirdiniz mi?

Gittikçe küçülen bedeninizin bile artık sizi taşıyamayacak kadar ağırlaştığınızı hissettiniz mi?

Kendinize bir bakın.

Çünkü sizi tanıyorum.

Siz o’sunuz.

Kendileri gibi olamayan insanlardansınız.

Kendilerini kendiyle, en yakınındakilerle aldatanlardansınız.

Hayatınıza “garip bir ikilik” hâkim.

Ve ikiyüzlülüğünüzün “tarifi imkânsız yorgunluğu” sizi yiyip bitiriyor.

Ne kendinizi sevebiliyorsunuz nede bir başkasını.

Ne kendiniz olabiliyorsunuz nede bir başkası.

Bir bedende tek ruh, fakat iki ayrı insan gibisiniz.

Kendinizi öylesine çok beğeniyorsunuz ki; “üstten baktığınız zaman Tanrılaşıyor, alttan baktığınız zaman da aptallaşıyorsunuz.”

Tanrılaşan ve Aptallaşan bir hayatınız var.

Böylesi bir karmaşa sizi boğuyor, hırpalıyor, yoruyor, yalnızlaştırıyor ve diğer insanlara düşman ediyor.

Oysa benden hiçbir zaman kaçamayacaksınız.

Korkunun dehlizlerine sığınmanız boşuna.

Çünkü korku bile sizi kabul etmiyor.

Sizi kabul etmeyen korkularınız var.

Dehlizlerine sığınmaya çalıştığınız fakat nedense bir türlü rahatlayamadığınız, benden kaçamadığınızın korkusu var üstünüzde.

Benden kaçarken bile “huzursuz, huysuz, öfkeli ve bencilsiniz.”

Hırsınızın önüne geçemiyorsunuz.

Hırsınızın önüne geçemediğiniz için her geçen gün biraz daha cüceleşiyor, biraz daha arsızlaşıyor ve kabuğunuza çekiliyorsunuz.

“Herkes beni sevsin, bütün insanlar bana hayran olsun’ istiyorsunuz.

“Sadece ‘ben’ olmalıyım”, “Benim olmalı” diyorsunuz.

İnsanların sevgisini ve beğenisini deliler gibi kazanmak için durmaksızın çırpınmanın o hoyrat heyecanı, bedeninizin her bir zerresinde ara vermeksizin çarpıp duruyor. Ve bir yandan da “sevgisini ve beğenisini” kazanmak istediğiniz insanların sizi “itelediğini” görünce “intikam duygularınızın dişlilerini keskin bir şekilde bileyliyor”, bir avcının bir ceylanı avlanmaya hazırlanması gibi “oklarınızı” saplamanın telaşı içerisine giriyorsunuz.

Sizi beğenmeyenleri ve sevmeyenleri küçümsüyorsunuz.

Onları zehirli oklarınızla avlamanın telaşı var içinizde.

İşte siz busunuz.

Ve ben inancın inadıyla sizi size yazıyorum…

Sizi, o en derinlerinizde yatan ve bir türlü bastıramadığınız duygularınızdan; anlamını yitiren yanlarınızdan yazıyorum…

Ve ben her yazdığım zaman “benden” korkun.

Gerçeği yazmak için kelimelerin gücüne inananlardan korkun.

Çünkü ben; yalanı, arsızlığı, bencilliği, ikiyüzlülüğü, kendini kandıranları, kendini kendiyle aldatanları, üstten bakınca Tanrılaşan insanları sevmiyorum.

Mimozalarla kaplı bahçelerle, Babil’in o ünlü asma ağaçlarının sarıp sarmaladığı yollar gibi, ince ve kıvrak, derin ve puslu ve yağmur kokan topraklarınız varsa, kaçabilirsiniz benden…

Yoksa korkun.

Çünkü ben kelimelerimle hayatınızın her yanına sızmaya hazırım.

Benden ve kelimelerimden kaçamayacağınızı bilerek yaşayın.

Birleşince “anlamlaşan”, anlamlaştıkça “ordulaşan” kelimelerimle sizin tam karşınızda olacağım her zaman.

Unutmayın, SİZİ TANIYORUM.

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

KÖŞE YAZARLARI

baslik

EN ÇOK OKUNANLAR

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.