Siverek SonHaber - Siverekin Güncel Haber Sitesi
 » 
Sosyolojik Açıdan İletişim-Empati ve Hoşgörü
a aa
11 Haziran 2015 12:38
Halil Kurucu
Halil Kurucu Sosyolojik Açıdan İletişim-Empati ve Hoşgörü

Farklı görünen bu üç kavram yani iletişim-empati ve hoşgörü,  özünde birbirleriyle ilişkili-bağlantılı olmakla birlikte,  toplumsal yaşamda işlevsel nitelikleri olan kavramlar ya da süreçlerdir,  denilebilir.   Yalnız iletişim-hoşgörü ve empati ilişkisini doğru ve sağlıklı bir analizinin yapılabilmesi için,  bu kavramların ne olduğunu ve işlevlerinin neler olabileceğini açıklanması önemli ve önemli olduğu kadar da gereklidir.

Öyleyse nedir bu iletişim? Nedir,  bu empati ve hoşgörü?

İletişim herhangi bir duygunun,  düşüncenin başkalarıyla paylaşılması veya aktarılması,  duygu,  düşünce ve mesaj alışverişidir,  diye ifade edilebilir.   Kısa ve öz olarak,  iletişim bir paylaşım ve aktarım sürecidir.   Bu açıdan bakılırsa,  iletişim çok boyutlu fonksiyonu olan bir olgu ve süreçtir.   Mesela,  bu fonksiyonlardan birisi,  tarih boyunca eğer insanlar arasında,  bu aktarma ve paylaşım süreci olmamış olsaydı,  ortak bir yaşam,  alan ya da birlikte bir yaşamdan söz ediyor olmayacaktı insan oğlu.   Bu süreç ile insan ve toplumlar; anlama,  tanıma ve bilme ve hatta üretim gibi etkinliklerini gerçekleştirme olanağına sahip olmuşlardı.   Yine,  eğer insanlar ve toplumlar arası iletişim olmamış olsaydı,  tarihsel anlamda insanoğlu ne doğa ile ne de diğer insanlarla ilişki kuruyor olamadıkları gibi,  bu ilişki ve çelişkiden kaynaklanan,  ne kültür ne de uygarlıklar doğmuş olacaktı.   Bu da bize elbette toplumsallaşmada iletişimin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu gösterir nitelikte sanırım.

Doğal olarak iletişim süreci; bireyin toplumsallaşmasıyla başlar ta ölümüne kadar devam ede gelen bir süreçtir.   Bu sürecin en önemli özelliği nedir diye sorulduğunda,  geçmişte olduğu gibi,  günümüzde de yaşamsal açıdan kaçınılmaz olduğu,  bireysel ve toplumsal açıdan zorunlu bir süreç olduğudur.   Çünkü iletişim denilen bu süreç bireyin ve toplumun var olma ya da ontolojik sebebidir,  diğer bir deyişle olmazsa olmazıdır.   Zaten toplum bir iletişim ağı ya da örüntüsü değil midir? Bu iletişim ağı ya da örüntüsüyle insanlar,  bir araya gelerek,  birlikte toplumlar oluşturmadılar mı veya bu ağ ile varlıklarını sürdürmediler mi? Bundan dolayıdır ki,  iletişimin olmadığı bir toplum yoktur,  olmaması düşünülemez derken bu vurgulanmak istenilmiyor mu?

Kapsamında yer almış olup ve iletişimin niteliği belirleyen ikinci kavramda sanırım empati kavramıdır.   Empati,  nitelikli iletişimde birlikte ele alınabilir bir kavram olmakla birlikte,  onsuz da iletişimin sürdürebilirlik gerçeği unutulmamalıdır.   Empati,  kendini bir başkalarının yerine koyma ya da koyabilmedir.   Dolayısıyla da karşındakini anlamak,  anladığını hissettirmek,  onun bakış açısıyla olay ve olgular bakma veya bakabilme şeklinde de ifade ede edilebilir.   Hem bireysel, hem de toplumsal açıdan empati kurmak toplumsal ilişkiler açısından önemli ve gereklidir.  Empatinin birey üzerinde pratikteki yansıması şu şekilde ifade edilebilir; Empati kuran ya da kurabilen kişi, psikolojik açıdan gerilim, gerginlik, stres ve kaygıdan uzaklaşabilen ve kendini arındırabilen kişidir, böyle bir kişi de aynı zamanda ruh sağlığını koruyabilen, dengede tutabilen ve sağlıklı ilişkiler kurabilen kişidir.  Ki bu tip kişi-insan sağlıklı ve mutlu insandır, bu insanın oluşturduğu toplumda o doğrultuda oluşan toplumdur.

Toplumsal açıdan pratikteki yansımaları gelince, empati duygusu gelişmiş veya geliştirilmiş toplumdaki bireyler birbirlerini iyi anlayan, birbirlerine hoşgörü ile bakan ve en önemlisi doğru ve sağlıklı iletişim kurabildiklerinden problemlerini yerinde ve zamanında çözen veya bunlara ilişkin çözümler üreten, bu nedenle de problemleri ya hiç ya da asgari düzeyde olan toplumlardır.  Başka bir ifade ile böyle toplumlar,  iç barışını sağlamış,  uzlaşma kültürünü yaratmış olduğu gibi, problemlerini de bu yaratmış oldukları uzlaşma kültürü çerçevesinde çözebilen ya da çözüm üretebilen toplumlardır.  Yalnız şunu altını çizerek belirtmek gerekir ki; teorik anlamda, problemlerin hiç olmadığı ya da görülmediği bir toplumu düşünmek, tasavvur etmek bir varsayımdan ibrettir.  Başka bir söylemle böyle bir toplumun varlığını varsaymak ya da bir varsayım olarak ileri sürmek,  eşyanın doğasına aykırı olduğu gibi, diyalektik açıdan toplumsal gerçeklerle örtüşmediğinden, sosyolojik açıdan da ütopik bir anlayıştır.  Ancak günümüzde gelişmiş veya demokratik toplumlarda görülen şey,  problemlerin var olması değil, var olan problemlerin toplumsal dengeyi sarsmayacak şekilde olmasıdır.

İletişimle diğer ele alınması gereken ikinci kavramda sanırım hoşgörü kavramıdır.  Hoşgörü ise sadece kendisinin değil, bir başkalarının görüş ve düşüncesinin olabileceği yanında,  ona tahammül etme, müsamaha gösterme, deyim yerindeyse her türlü felsefi-siyasi görüş, düşünce ve davranışlara katlanmayı ifade eder.  Hoşgörünün egemen olduğu toplumlarda farklı siyasi ve felsefi görüşlerin tartışıldığı ve tartışılmasına imkan ve zemin sağlayan toplumlardır.   Eğer hoşgörü bu temelde algılanırsa, hoşgörü hem insanları, hem de toplumları birbirine yakınlaştırır, birlikte yaşama ve varlığını idame ettirme-sürdürme imkanını sağlarken,  diğer yandan da sosyal ilişkilerde sevgi ve saygıyı da berberinde getirmemesi de düşünülemez.   Bu yönü ve niteliğiyle hoşgörü,  insanlar ve toplumlar arası ilişkileri sıklaştırır,  güçlendirir,  sürekleştirir ve bütünleşmeyi sağlar.

Toplumsal ilişkilerde hoşgörüyü temel ilke olarak benimsemiş toplumlar, elbette demokratik toplumlardır.  Demokratik toplumlar demokratik kültürü benimsemiş ve içselleştirmiş toplumlardır. Demokratik kültür hoşgörüye dayanan kültürdür. Başka bir ifade ile hoşgörü,  demokrasi ve demokratik kültürün özüdür diyebiliriz.   Bu anlamda hoşgörü, aynı zamanda demokratik olmanın bir gereği, koşulu ve bir göstergesidir de denilemez mi?

Çağdaş yaşam anlayışı,  iletişim-empati ve hoşgörü arasında sık bir ilişkinin varlığını zorunlu kılıyor ve bu durum kaçınılmaz olarak kavramlar arasında karşılıklı bir etkileşimi doğuruyor. Dolayısıyla karşılıklı etkileşim içinde,  birisinin olabilmesi için,  diğerinin de olması gerektiriyor.   Başka bir tabirle birisinin varlığı,  diğerinin varlığını zorunlu kılıyor ve kılıyorsa, karşılıklı bir etkileşimin de var olduğunun bir göstergesidir.  Bu bağlamda şunu söyleyebiliriz: günümüzde, empati ya da hoşgörüden yoksun bir iletişime sahip olan demokratik bir toplum olamayacağı gibi, böyle bir demokratik toplumu varsaymak mümkün değildir.  Çünkü demokratik anlamda pratikte-uygulamada buna ilişkin hiç bir örnek- model de yoktur, gösterilemez.  Yani bir yandan, demokrasi denilecek,  diğer yandan çağdaş kriterlere dayanmayan bir iletişimden söz edilecek.  Böyle bir demokratik yapı ve anlayışın varlığından söz edilemez.  Çünkü ikisinin bir arada olması olanaksız olduğu kadar, paradoksal bir durumu da oluşturur.

Sonuç olarak, toplumsal yaşamda iletişim, gerekli olduğu gibi, kaçınılmazdır diyoruz. Ama esasen iletişimde aranılan en önemli özellik, empati ve hoşgörü yönün olup olmasıdır.  Empati ve hoşgörü yönü olmayan bir iletişim çağ dışı bir iletişimdir,  aynı zamanda dengeli ve sağlıklı bir iletişim olamadığı gibi, gelişmiş ve demokratik kültürü benimsemiş veya içselleştirmiş toplumlara özgü bir iletişim olamaz.  Öyleyse iletişimde kaliteyi sağlamış ve sağlayan toplumlar aynı zamanda moderniteyi yakalamış ve hatta onu aşmış, iletişimde olduğu gibi, her alanda; eğitimde,  ekonomide,  siyasete,  kültürde, felsefede, hukukta v.s.  çağın gerekliliklerini yerine getirmiş ve getiren,  demokratik kültür kurallar çerçevesinde yüksek yaşam standartlarını ulaşmış toplumlar olup,  bir anlamda da ideal ve model toplumlardır denilebilir.

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

KÖŞE YAZARLARI

baslik

EN ÇOK OKUNANLAR

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.