Siverek SonHaber - Siverekin Güncel Haber Sitesi
 » 
Ve Cam Fanus Kararır…
a aa
18 Kasım 2015 16:48
Armanc Aşiran
Armanc Aşiran Ve Cam Fanus Kararır…

İnsanlar bazen “istemedikleri” anlarda istemedikleri eylemleri “ellerinde olmadan” yaparlar.

Bazılarıysa, “istemedikleri” anlarda yapmayı istedikleri eylemlerini “isteyerek yapar” amaçlarına ulaşırlar.

Ve hatta bu hareketleriyle tarihe “adlarını” kazırlar.

Amaçları “belki de” tarihe iz bırakmak değildir.

“O anlıktır” belki de.

Ama “bilinçlice” yaptıkları “bir hareket”, onları tarihe, insanlığa mal etmiş olur.

Anlarım ki, korkmadan pimini çekmektir hayatın bir diğer adı.

Ölümün üzerine korkmadan yürümektir.

Bir daha hayatta olmayacağını bile bile adımlarını hızlandırarak yaşamdan kopmaktır korkusuzca.

Ölmek için bazen bir “tek kelime” yeter. Bazen de “birden fazla”…

Ve cam fanusun kararmasıyla “bilinmeyene” doğru bir adım daha atılmış olur…

Arjantin kökenli, “che” lakaplı Devrimci Ernesto GUEVARA’nın Bolivya’da “Le Huguera”da yakalandıktan sonra tek pencereli bir köy okulunda kurşuna dizilmeden önce kendini öldürecek askerin “tedirgin olmadan” görevini yapması için askere korkusuzca bağırıp “ bu senin görevin aptal, bir insanı öldürecek kadar cesaretin yok mu!?“ derken bile bir damla gözyaşı dökmeden tetiğe basmasını sağlarken, ölümü ayaklarının altında bir kez daha çiğnemişti…

Türkiye’nin o “postallı” yıllarında Sivas’ta iki arkadaşıyla birlikte yakalanan Deniz GEZMİŞ ve arkadaşları o son sözlerini söylerken, Deniz’in kendi ayaklarıyla ayaklarının altındaki sandalyeyi itip “Yaşasın halkların kardeşliği!” derken bile korkuya dair hiçbir emare yoktu “yüzlerinde.”

Avrupa’yı kasıp kavuran, önüne gelen her orduyu devirmek için can atan, fakat sonrası köşeye kıstırıldığını anlayınca onurlu bir ölümü tercih edip “ beni düşmanlarım değil, beni ben öldürmeliyim!” diyen Adolf HİTLER bile kendisinin bulunduğu sığınakta sevgilisiyle birlikte intiharı tercih etmiş, düşmanlarına bu “zevki” tattırmamıştı

O ünlü “hay market olayı” ile birlikte hapse atılan ve idama mahkûm edilen Louis LİNGG’in Mahkeme koridorlarını çınlatan meşhur sözleri gibi, idamını cellâtlarına bırakmayıp, idamından bir gün öncesi hücresinde intiharı tercih etmişti…

Lingg: “Sizi tanımıyorum! Nizamınızı, kuvvete dayanan yetkinizi tanımıyorum! Bu yüzden asın beni! Bana tepeden bakarsanız bir aptal, aşağıdan bakarsanız tanrınızı görürsünüz! Bana tam karşımdan bakın! Kolay mı yaşamak istiyorsunuz, zor mu? Sadece yaşamak istiyor olsanız bile sürüde kalın ve sürü sevgisi uğruna kendinizi unutun! Korkarak yaşarsanız hayatı yalnızca seyredersiniz… Bugünün insanları boğuyor beni ve onların pis kokulu şartlı refleksli nefesleri… Yine de her ne kadar hepinizin fikirlerine katılmasam da fikirlerinizi her zaman özgürce söyleyebilmeniz adına buradayım!”, derken tarihin altına bir “dip not” düşmüştü kendinden.

Fransız devrimiyle birlikte giyotinlerin meydanlarda kurulmasıyla, karşıt devrimcileri tarafından idam alanına götürülen “Georges Jacques Danton”un cellâtlarına,  “Gösterin kellemi halka, bakılmaya değer”, demiş, giyotine başını korkusuzca uzatmıştı…

Ortadoğu’nun “vahşi diktatörü” olarak anılan ve “körfez savaşlarının” tetikleyicilerinden biri olan, halkına “zulüm” yapan “ırak’ın devrik lideri” “Saddam Hüseyin”in boynuna “yağlı ilmik” geçirilirken bile gözünde ölüme dair korkudan hiçbir eser yoktu. “Bensiz ırak bir hiçtir”, diyerek “Arap toplumunda” kendini kahramanlaştırmıştır.

Her biri birbirinden farklı coğrafyalarda farklı tarihlerde, ölümü tadarken, korkuyu bir köşeye bırakmış, ölümle dalga geçercesine ona “gülümseyip” geçmişlerdir…

Adını tarihe yazan, ölümün kulaklarına gülümseyerek fısıldayan, korkuyu “korkunun zindanlarına” hapseden, ondan çekinmeyen insanların varlığından haberdar olmak, kimi zaman beni “düşündürüyor” kimi zaman “beynimdeki korkuyu” bir an’da kıvrımlarından söküp atıyor…

Anlıyorum ki ölümle şakalaşabildiğin kadarıyla var olabiliyorsun hayatta.

Ve insanlar  “ölümü unuttukları”  zamanlar “mutlu olduklarını”  hisseder dururlar.

“Mutlu olmanın” bir diğer adı “ölümü unutmaktan” geçer diyip, hayatı anlamlı kılmanın “üstünü” “sahte gülücüklerle” örtmeye çalışan insanlarla birlikte iç içe “yaşamanın” bana vermiş olduğu rahatsızlığın, ruhumu ne derece şiddetli kamçıladığını bir ben bilirim.

Ve “che”nin o ünlü sözlerini “kendime” tekrarlayıp durur, ölümün kulaklarına “fısıldamaktan” ziyade onu çıldırtırcasına kulaklarına “bağırır” ve anlarım ki “Yaşam, uğruna ölünecek kadar güzeldir” :

“ … ÖLÜM NEREDEN GELİRSE GELSİN, ÖLÜM HOŞ GELDİ SEFA GELDİ!”

YORUMLAR
Bu Habere 2 Yorum Yapılmıştır.
  • Abdurrahman ÜLGEY diyor ki ;
    21 Kasım 2015 9:41

    Yine düşünme açılarını açıcı yazı için teşekkür ve tebrik eder,bu site emektarlarına saygılarımı sunarım.

  • Abdurrahman ÜLGEY diyor ki ;
    22 Kasım 2015 12:06

    Ölümü düşünmeyenlerin planlarıyla insanlar doğal köy ortamından beton kutucuklar olan apartmanlarda hazır yiyici oldular.

GÜNÜN HABERLERİ

KÖŞE YAZARLARI

baslik

EN ÇOK OKUNANLAR

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.