Siverek SonHaber - Siverekin Güncel Haber Sitesi
 » 
Yaşam Mı Anlamsız Yoksa Biz Mi Gereksiziz?
a aa
30 Ağustos 2016 13:44
Şükrü Dolaş - Baş Yazar
Şükrü Dolaş - Baş Yazar Yaşam Mı Anlamsız Yoksa Biz Mi Gereksiziz?

Çevremizde çokça rastlıyoruz. Herkesin dilinde bir bitkinlik, derdi olan olmayan karışmış birbirine.

Zengininde, yoksulun da sitemi aynı: “Yaşamın tadı tuzu kalmadı.” Kime dokunsan çıplak el ile elektrik kablosuna dokunurmuşçasına çarpılıyor insan. Herkes vefasızlıktan nankörlükten söz ediyor. Dikkatimi çekti, vefasızlıktan ve nankörlükten en çok şikâyet edenlerin kendilerinin nankör ve vefasız olduğuna şahit oldum.

Yani rahmetli Ahmet Kaya’nın dediği gibi, ‘nereye baksam tutarsızlık.’ Kimse yaşamından memnun değil. Memnun olanlar yine yoksullardır. Yoksulun ağzında “Yarabbi çok şükür” sözcükleri, minnet ve şükranla dökülürken hali vakti yerinde olan, arkasında devlet babanın desteği yâda toprak ağası babanın desteği olanlar ise ‘bu yıl nerde tatil yapabilirim.’ Eğer daha önce Türkiye’de tatil yapmışsa yurt dışında tatil yapma planlarını yâda son model bir araca kavuşmanın, lüks aracının arkasına ‘Babam sağ olsun’ yazısını hayal edenler.

Bir yandan da Manisa ilinde domates tarlasına kardeşleriyle kızgın güneşin altında yanarak yarınlara umutla bakan Siverek Türk Telekom lisesinin en başarılı öğrencisi Enes’in ekmek ve yaşam kavgası.

Enes’in sitemi yok, yaşama dair mücadele azmi zengin çocuklarının anlamayacağı kadar kutsaldır.

Kötülükler, ihanetler, nankörlükler en çok kimden kaynaklanıyor derseniz onların adresi” daha iyi bir yaşam uğruna, kısa sürede köşeyi dönmek uğruna her şeyi mubah görenlerin arasında yaşanıyor.

İnsanlıkla alakası olmayan bencil duygular” ben yaşayayım kim ölürse ölsün açlıktan yoksulluktan, bana dokunmayan yılan bin yaşasın komşunun evi yandı iyi ki o yangın bana sıçramadı diyen içten içe bir sevinç duyduğumuzda kiminle barışık olabiliriz. Ruhumuz kendisiyle barışık olmadığı sürece kimle barışık olabiliriz.

Siverek’in yapısına bir bakın deşersek ailelerin kökenini her ailenin bir kökeni vardır birebiriyle bir bağı ya akraba, ya da akrabalık kadar değerli olan kirvelik bağıyla birbirine bağlıdır. Hep dost kazığından yakınmışız. Yabancı biri niye bize kazık atsın, ne ekonomik, nede dostluk ilişkimiz vardır. Bize bile yakın olanlar kazık atıyor. En çok onların açtığı yara acır.

Neden böyle olduk. Bir zamanlar komşusu aç iken kendi tok uyumayan, komşuyu akraba kadar yakın bilen iyi ve kötü günde komşusunun yanı başında olan o kültürün çocukları değimliyiz?

Ne oldu bize…

Sosyal bilimcilerin aslında bu konuda bir araştırma yapması lazım. Siverek’te birbiriyle konuşmayan bırakın konuşmayı yabancılaşan kaç kardeş, kaç akraba, kaç dost var?

Bunun nedeni yozlaşmadır. Ulusal ve dini değerlerden uzaklaşmaktır. Kısa sürede köşeyi dönmek, zengin olma hayali vardır.

İnsanlık dışı yozlaşmaya karşı bir kültür esir olmuş, bencillik hastalığı kanımıza o kadar işlemiş ki kardeşlerimizle bile konuşmuyoruz bırakın konuşmayı iki göz görmese kardeşimizin gözünü çıkaracak kadar gözümüzü kör etmiş dünyanın malı. Herkes bilir ki kimse mezara para götürmez mezar almak için para kullanılır. Hepimizde olmuştur mezarlıkta bir yakınımızı gömerken şunu demişiz” yalan bu dünya, yalan bu tatlı zevkler, yalan boş zenginlik” ne tuhaftır ki 24 saat araya girmeden o içimizdeki bencilik tekrar uyanır. İnsanlık aynı tas aynı hamam.

Bazıları kıyamet ne zaman kopar diye merak edip duruyor. E be kardeşim kıyamet kopmaya başlamış insanlık azar azar yok oluyor çevremizde her gün yüzlerce insan ölüyor, sularımız zehirleniyor. Biri yiyor yüz tane ona bakıyor, biri çöpe ekmek atıyor biri çöplükteki eğmeği bulup yiyor, en önemlisi insanlık birbirini yiyor.

Geriye bir yaslanıp düşünün sahi yaşadıklarımız kıyamet değil mi?

Siz halen neyin tarihini soruyorsunuz.

Amacım kimseyi suçlamak değil, ben, sen o kirlenmiş ruhumuz yalan dünyanın yalan zevkine. Geçen yıl yazdığım bir şiiri bu yazıya uygun bularak paylaşıyorum.

FARKINDA MIYIZ BİLMİYORUM?

Kime sırtımız dönsek sırtımız; hurdacı dükkânına dönüyor.
Eski bıçak, paslanmış jilet, kör makasın izleri.
Dönüp baktığımızda
Sırtımızdaki eller, tanıdık elleri
Sır verip sırtımızı döndüklerimizin olduğunu gördük.
Yalancı ve yabancının sözleri bizi hiç mi hiç acıtmadı!
Bizi sızlatan yılanın dili değil, dostun tatlı dili oldu.
Oysa dünyaya sevgiyle bakmaktı tek amacımız.
Ne kimsenin gözüne kılçık olduk, nede sırtından paslı bıçak.
Ne yaman çelişki değil mi.?
Satmadık haraç mezat dostlukları diye; puşt pazarında safa çıktı adımız.
Ya biri bizi uyandırsın Allah, Muhammed aşkına.
Biri bize ashaplardan anlatsın dostluğun manasını.
Biri bize anlatsın Mevlana ile şemsin dostluğunu.
Neden..?
Bozuk para misali birbirlerini harcar oldu Allahın onurlu kulları.
Hepten unuttuk; yeryüzünün yüzümüzün hürmetine yaratıldığını.
Secde eder olduk paranın kirli yüzüne, hiç ölmeyecekmiş gibi hayatın kibrine.
La Vallahi bizi biri uyarsın gidişatın kıyamete alamet.
Ya biri bağırsın gür sesiyle delice.
Ey insanlar ölümde var!..
Sırat köprüsünü boğaz köprüsü olmadığını.
Kâtipler durmadan yazar günahı ve sevabı.
Vebalı ağırdır, yalanın dolanın iftiranın.
Biri bize hatırlatsın.
İnsanlık Rayından çıktık tren misali…
Öleceğimizi, unutarak!.
Utanmadan dost dediklerimizi dümen suyumuzda boğarak.
Ya böyle olmaz vallahide, billahi da olmaz
Biri bağırsın kendimize getirsin bizi.
Ve hatırlatsın bize sonumuzun:
İki metre bez ve derin çukur olduğunu…
Biri Ölüm var desin.
Uyandırsın bizi gaflet uykusundan
Ve her daim hatırlatsın bize…
Karıncanın da Allah’ının olduğunu!.

sukru-dolas-arka-plan kopya

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

KÖŞE YAZARLARI

baslik

EN ÇOK OKUNANLAR

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.