Siverek SonHaber - Siverekin Güncel Haber Sitesi
Reklam Alanı
 » 
Yılan Yuvası
a aa
19 Nisan 2014 21:53
Feyza Adabeyi
Feyza Adabeyi Yılan Yuvası

Ana dırdırından, baba baskısından, ağabey dayağından bıkan kızlardan sadece biriydi o. Ve her genç kız gibi o da kurtuluşu evlenmekte bulmuştu. Her genç kız gibi onun da hayalleri vardı. Hem de tozpembe.

Mutlu bir evlilik sıcak bir yuva istiyordu. Çocuklarını sevgi ve güvenle büyütmek, ailesinden göremediği sevgi ve huzuru yeni yuvasında bulmak istiyordu.

 Bir gözde olsa ayrı bir ev diliyordu, kocasının getirdiği bir lokma ekmeği beraber, huzurla yemek istiyordu. Ama… Buna izin veren olmadı.

Kocası, daha evliliklerinin bir kaçıncı haftası tokadı basıvermişti suratına. Çünkü kaynanasının bir isteğini geciktirmişti farkında olmadan. Feryadı basıvermişti hemen kaynanası. Olacak şey miydi bu? 

Daha kaç günlük gelin şimdiden itaat etmiyordu kendisine. Allah bilir birkaç aya kalmaz, evden ayrılmaya da kalkardı. Oğluna yarım gözle baktı. Ne biçim erkeksin sen gibilerinden.

     Oğlu hemen yakalayıverdi gelini saçlarından. ŞAK! Ulan o… sen benim anama nasıl saygısızlık edersin? Biz seni ne için getirdik sanıyorsun? Anamıza hizmet et diye… O kadar başlık parası almayı biliyor baban ama sana terbiye vermeyi bilmiyor.

    “ama ben…” diyecek oldu ki kocası ikinci tokadı da yapıştırdı

Suratına.

    O elini kanayan dudağına götürüp yalvaran gözlerle bakarken kocası işaret parmağıyla kapıyı gösteriyordu:

      “Hesabına gelmiyorsa işte kapı, s….r ol babanın evine git ulan…

Gelin, hemen somyanın üzerinde duran lacivert çarşafını alıp babasının evine gitti. İçinden şöyle geçiriyordu.

         ”  Ne kadar kötü olsalar da onlar benim ailem. Hem ben evlenince kıymetimi anlamışlardır artık. Geçen gün beni gelin çıkartırlarken nasılda ağlıyorlardı. Babam bile kendini zor tutuyordu. Beni tabi ki bağırlarına basacaklar ve bu kendini bilmez adama gününü gösterecekler ağabeylerim.

     Kapıyı annesi açtı. Gözleri kızının gözlerine değince birden ifade değiştirdi. Yüzü asıldı. Ah, o bu bakışın ne anlama geldiğini o çok iyi bilirdi.

           Patlayan dudağını özellikle tutarak içeri girdi. Annesi kapıyı çarpıp hiç yüzüne bakmadan içeri girdi. Babası ve ağabeyleri de evdeydi. Zaten bir işin ucundan tuttukları yoktu.

   Babasına baktı yutkunarak, elini dudağından kaldırmadan, acıyla. Ama babası önce annesine bakmıştı. Birden müthiş bir kin dalgası kaplayıverdi odayı. O bu evin havasını çok solumuştu. Bu yüzden evlenmişti kendisinden tam on üç yaş büyük adamla. Daha yeni ilkokulu bitirmişken.

      Babasının ağzından çıkan sözler balta gibi kesiyordu yüreğini. Hele gözlerindeki o korkunç ifade… Hangisinin daha acı verici olduğunu anlayamıyordu.

    “sen bir topak çamursun, seni duvara çalmışız bir defa. Ne yüzle iki günde kalkıp geri dönüyorsun? Yüzümüzü yere batırdın kahpe…

   Babasının katı biri olduğunu bilirdi ama bu kadar duyarsız merhametsiz olduğunu hiç tahmin edemezdi.

     Ağabeylerine kaydı gözleri gayri ihtiyari. Ferat ve Mehmet’e. İkisi de hain hain bakıyorlardı kendisine.

      Annesine bakmadı artık. Onun gözleri baştan belli etmişti her şeyi. Oldum olası o bakışlardan ürkmüş – çekinmişti.

Kız kardeşlerine ise bakmak istemiyordu, çünkü onların gözlerindeki çaresizliği görmek istemiyordu.

   Öylece ayakta kalakaldı. Ne yapacağını kestiremiyordu. Çarşafını indirip otursa mıydı yoksa. Yoksa ne? Ne yapacağını bilemiyordu. Eli lacivert çarşafına asılı kalmıştı. An uzadı uzadı sanki yüz yıl oldu.

 Tam o anda kaynanası girdi içeri. Bir karış suratla oturdu babasının karşısına ama o nerdeyse bu asırlık sessizlikten çaresizlikten şaşkınlıktan kurtardığı için neredeyse çırtık atacaktı.

    Annesi mahcup mahcup gidip kaynanasının çarşafını almaya çalıştı. Kadın hiç oralı olmadı. Getirilen çayı içmedi. Damda salçası olduğunu her an yağmur yağabileceğini o yüzden duramayacağını, gelini alıp hemen gideceğini söyledi ve ekledi:

            Ğezal hanımın kulağını bükün biraz. Bizde sizi adam evladı bilirdik, kızınız gevşek çıktı. Ne oldu oğlum kendisine bir tokat attıysa. Hemen kalkıp baba evine mi sığınmalıydı. Kahır çekmeyen kadın kadın olamaz…”

       Babası bu laflardan alınmış olacak ki :” biz adam evladıyız bacım ne diyorsun? Tüm Siverek namımızı duymuştur. Siz de gelin ararken namımızı duyup gelmediniz mi kızımız için?

 

Yiğitlikte de üstümüze yoktur. Bak kardeşim Evdo on iki yıldır hapis yatıyor. Dört kişiyi öldürdü. Ne olacak? Biz öyle yiğitlikten mertlikten korkan insanlar mıyız? Oğullarına baktı, onlar da başlarını salladılar.

     Ha, Ğezal size bir saygısızlık mı etti, cevabınızı mı verdi, eti sizin kemiği benim. Kırın bacağını. Aha, valla bakın Ferat karısının ağzını açtırtıyor mu? Benim avradım yerinden kalkmaz. Öldürür valla oğlum gelinimi.

     Ğezal abisinin yengesinin kıymetini ne kadar çok bildiğini hatırladı. Hahooo!  Öldürmek ha? Annem de demek yerinden kalkmaz. Onların çocuklarının bezlerini bile annem yıkıyor. Bilmesem inanacağım.  

          Ağrıyan dudağı nefretle büküldü. Boğazına koca koca yumruklar dizildi.

      Kimdi bu insanlar? Böyle acımasız böyle hoyrat insanlar onun kendi ailesi olabilir miydi gerçekten. Bir aile tablosunda böyle yüzler mi olurdu?

    Ya bu birkaç ay önce bile diller döken , “ Ğezalım, gelinim, gelinim değil kızım “ diyen Zelo kadın da kimdi. O şefkatli kadın nereye gitmişti? Oysa o hiç bilmediği anne şefkatini bu şişman kadından bulmayı düşlemişti parmağına o altın yüzük takıldıktan sonra. 

     Sonra… Kocasını kendisine ne kadar farklı tanıtmışlardı. Hem gözleri ne kadar da tatlı bakıyordu o zamanlar. Hatta yengesiyle arada bir mektuplar hediyeler bile gönderiyordu.  

     Aklından bir film şeridi gibi hayatı ve henüz birkaç haftalık evliliği geçti. Ne anlamıştı yani bu hayattan? Neye yaramıştı yaşamıştı? Ne yapmıştı şimdiye kadar?

              Hani okuldayken – daha bir sene önce bile öğrenci olduğunu hatırladı- “ şimdi kadınım” bu düşünce midesini bulandırdı.

Bende Neriman öğretmenim gibi idealist bir öğretmen olacaktım. Bana da “ Hazal hanım” diyeceklerdi.

        Gözleri donuk ve anlamsız bakıyordu artık. Geçmişini ve geleceğini düşünüyordu. Pek bundan sonra olacaklara katlanabilecek miydi? Katlanamasa kaç yazar? Gidip sığınacağı kim vardı ki?

      Kendisine bol gelen çarşafını düzeltip kaynanasının ardına düştü. Artık kanayan dudağını tutmuyordu. Artık kanayan küçük yüreğiydi. Onun da ne önemi vardı ki?

feyza-adabeyi-yilan-yuvasi

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

KÖŞE YAZARLARI

baslik

EN ÇOK OKUNANLAR

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.