Siverek SonHaber - Siverekin Güncel Haber Sitesi
 » 
Yüzünü görmediğim insanların gözleri…
a aa
05 Kasım 2015 11:04
Armanc Aşiran
Armanc Aşiran Yüzünü görmediğim insanların gözleri…

Tüm canlıların hayatlarında bir “ilk” vardır.

Bütün ilkler gibi “ilk olan her şey” her zaman daha bir tatlıdır.

“İlk”, eğer insan için olursa, daha bir anlamlı ve güzel olur.

Eğer insan varsa işin içinde, insan için anlamlı ve güzel olan şey bir o kadar da “kutsal” olur.

Her kutsal şey gibi, kutsal olan da “kandil yağının” misk kokusuyla kendini çepeçevreler ve bilinmez, tuhaf duygular eşliğinde başka bir zamana doğru yol alıverir.

Cennetin kapısından adım atmış gibi bir hisse kapılırsınız o an.

Kendi mabedinin içinden yukarılara doğru hafiften uçup giden ve zamanla tüm ortalığı etkisi altına alan tütsü dumanları gibi şaşkın ve rüzgârda “canlanmaya” hazırsınızdır artık.

Zaman da buna benzer.

Tıpkı, kendi yağında eriyen ve eridikçe ortalığa misk kokusu yayan eski bir kandil gibidir zaman.

Tıpkı, tütsü kokularının duvarlara işlemesi, sinmesi gibidir…

Bunları düşündükçe aklıma “irfan matbaası” geliyor.

Eski duvarları arasında kalmış, minik, yeşil ve bazen de büyükçe ve sarıca baskı makineleri.

Dokunduğun her bir şeyinden kesif bir toner kokusunu derinden duyumsadığın, tutkal ve yağ kokularının teksir kâğıtlarına eşlik ettiği küçük bir alan…

Yazdığım ilk yer, ilk göz ağırım.

Ben, böylesine bir yerde üç-beş kişilik ekip ile birlikte çalışıyorum.

Ekibin başını “Mehmet ustamız” çekiyor; alnına doğru kayan beyaz saçları, içe çökmüş göz bebekleri, avurtlarının çehresinde oluşturmuş olduğu yuvarlak halkalar ve bedeninin yorgunluğundan olsa gerek, dışa doğru saçak saçak ak kaşlarıyla bir yaşlı çınar…

Sonrası, uzun boyu ve sade görünümüyle, aksanından “işte bu Siverekli!” dedirten adam, Mustafa ağabeyim…

Bir de, “suskunları” oynayan ve fakat bilgisayar başında harikalar yaratan “Muratcan”.

Küçüklerin de hakkını yememek gerekir; Sinan ve Emre’nin…

İçimi ısıtan gülücükler gibi, bu insanlarla birlikte bir yolda ilerlemenin bana vermiş olduğu huzuru sanırım hiçbir matbaa-basımevi veremez.

Bu huzur öylesine güzel bir şey ki, isimsiz bir aşk gibi, düşündükçe kalbime kan pompalayıp duruyor.

Kalbimin etine boşalan sıcakkanın lakırdısını, her çarpışında kalbimin etten duvarlarına, duyar gibi oluyorum.

Damarlarımdaki kanın, alışamadığım bir şekilde kıpırdadığını hissediyorum.

Doksan İki yıllık bir “emek tünelinden” geçerken, Doksan İki yıllık bir “yaşam tüneline” girer gibi oluyorum.

Terli bıyıklarımın altından dudaklarımı kimsenin duyamayacağı kadar titreterek ve tok bir sesle “sahipsizliğe terk ediyorsun memleket”, diyorum.

Siverek”, diyorum. “Değerlerine neden sahip çıkmıyorsun”, diyorum.

Bir yarı kör gibi, çevresine bakınamayan insanlar, kendilerine “emek sunan insanlardan” çok her şeyi görüyorlar.

İşlerine geldiği gibi davranmak, çıplak tabiatın “çıplak âdem soyluya” vermiş olduğu bir armağan mıdır, bilemem ama bildiğim tek şey, sadakatsizliğini diz boyundan fazlaca aşmış ve onun için çırpınanlara “verilen” bir manevi değersizlikten öteye gitmiyor.

Bunu görüyorum.

Yarı kör olmam için hiçbir nedenim yok.

Gördükçe içim bir başka oluyor.

Gümrah siyah saçlarıyla sokak aralarında evcilik oynayan ufak kız çocuklarının yaramazlığını görür gibi, etimin parçası olan çıplak gözlerimle de “memleketimin değerlerine fazlaca sahip çıkmayışının” portresini görüyorum.

Ama bunları yazarken “evcilik oynarcasına” yazmıyorum. Ve benim “gümrah siyah saçlarım da” yok.

Sokak aralarında evcilik oynayan o çocuklar gibi, hayatı “pembe duvarlarla” çevrili bir dünyaya da benzetmiyorum.

Saydam gözbebeklerime ait “camın arkasından” şeffaf bir şekilde “yaşananları” görüyorum.

Gördükçe, yaşadığım memleketin insanının, değerlerine “sahip çıkış” halinden ürküyorum.

Gördükçe, sanki biraz daha karanlığa saplanır gibi oluyorum.

Aydınlığa çıkmak için yol alırken, yaşamın kendisini kucaklamaya çabalarken, önümü ansızın kesiveren koyu bir karanlığa saplanıyorum.

Ve karanlığın içerisinde istemeden de olsa “aklımdan geçenleri saklayan olgun bir gülümsemeyle” öylece kıpırtısız duruyorum.

Mehmet ustanın, Mustafa ağabeyinin, Muratca’nın ve diğerlerinin yüzleri teker teker geçiyor gözlerimin önünden.

“Emek tünellerinden” geçmiş, “bugünün Siverek’i” için mücadele vermiş, toprağa karışmış, görmediğim yüzler geçiyor gözlerimin önünden.

Yüzlerini görmediğim insanların gözlerine baktığım her an “aynalara” bakar gibi oluyorum.

Ellerimle aynalara dokunmak istiyorum.

Dokunuyorum…

Aynaların parlak yüzüne parmak uçlarımla dokunduğum an, aynanın soğuk yüzeyinin kendini bedenimde hissettirmesi kaçınılmaz oluyor. O an, içime, mat ve keskin buz kırıntılarının düştüğünü, “ruhumun etini” parçaladığını diyebileceğim bir şeylerin dayanılmaz “ağırlığının içime çöktüğünü”, benden kopan et parçacıklarının içime dolduğunu anlıyorum.

Zaman akıp geçiyor…

Ellerim ve ayna, bitişik ve bir o kadar da ayrı bir duvar gibi “birbirlerine” yaslanmış, zamanı sırtlıyorlar.

Bir bilinmeyene doğru yol alıyorum…

Ruhumun etinden kopan parçacıklardan dışa doğru sızan ve her sızışında içimi acıtan kandamlalarının, ağzımdan ve kulaklarımdan fışkıracağını zannediyorum…

Ve kan birikintileriyle dolu bir çukurda yürürcesine hafiften yol alıyorum…

Terk edilmeye hazır bir ev gibi, düşüncelerimle birlikte bu kenti terk etmenin zamanı elbette gelecek bir gün, biliyorum…

O “yüzünü görmediğim insanlar” gibi “yüzümü görmeyecek insanların da” geleceği bir gün gelecek.

“Evi” terk edeceğiz hep beraber.

Biz gideceğiz fakat ev kalacak.

Biz gideceğiz fakat “çocuklarımız” kalacak.

Terli bıyıklarımın altından dudaklarımı kimsenin duyamayacağı kadar titreterek ve tok bir sesle “Siverek, gazetene sahip çık”, diyorum…

Evine ve çocuklarına sahip çık.

YORUMLAR
Bu Habere 2 Yorum Yapılmıştır.
  • Abdurrahman ÜLGEY diyor ki ;
    07 Kasım 2015 12:02

    Çok değerli yazı.Tebrikler,teşekkürler.Emeği geçenlere de.

  • Abdurrahman ÜLGEY diyor ki ;
    10 Kasım 2015 1:07

    KIRAN OLSA DA KIRIL ,SAKIN EĞİLME! matbaanın çıkardığı İRFAN gazetesi başlığında yazılı.
    Hatta yorumhane.org sitesinde bu yüzden yazı var.
    Tekrar saygılarımla.

GÜNÜN HABERLERİ

KÖŞE YAZARLARI

baslik

EN ÇOK OKUNANLAR

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.