
Sitemiz Siverek Son Haber ve Gazetemiz İrfan’nın Başyazarı Gazeteci Şükrü Dolaş, Siverekli Genç Roman Yazarı Güney Utkun Yapmış Olduğu Röportajı Yayımlıyoruz.
Gazeteci-Yazar Şükrü Dolaş sordu, ilk baskısı 20 bin adet basılan roman edebiyat çevrelerinde tam not alırken, yaklaşık 2 yıl süreli bir çalışmayı kitaplaştırıp AŞK-I RANA isimli eserini okurlarıyla buluşturan Siverekli Genç roman yazarı Güney Utkun cevapladı.
Şükrü DOLAŞ – Roman yazma düşüncesi nasıl başladı?
Güney UTKUN: Öncelikle şunu açıkça söylemeliyim ki okudukça sevmeye başlıyor insan. Hele ki elinizde; daha önce hiçbir canlının dokunmadığı, tertemiz hayallerle beslenmiş, yürekleri okşayan, gerçeklerin ötesinde kocaman bir dünya varsa. Şüphesiz biz en çok kitaplarda sevdik bu hayatı. Çünkü okuyup da özendiğimiz sıcacık hayatlar, bizim gibi olsa da bizlerden çok farklıydı. Oysa daha önce hiç farkına varamamıştık; yanı başımızda sıcacık bir kahveyle yudumladığımız sayfalar, nasıl da inceden inceye işlemişti yüreğimize nasıl da diş bileyip sınanmıştık hayat yolunda. Ki rüyalara âşık olanlar şu gerçeği çok iyi bilir; “ Yazılan her anlamlı roman, gözü açık görülen en güzel rüyaya benzer.” Bu manada ben, gözümü her kapayışım da kendimi masanın başında buluyordum. Yani roman yazmak için pek fazla düşünmedim desem yalan olmaz herhalde. Deyim yerindeyse her şey birden bire oldu. Yıllardır heybemde biriktirdiklerimin yanı sıra bir gece zihnimde kurguladığım karakterler başkaldırdı ve ben soluğu masanın başında aldım. Derken daha önce hiç kimsenin görmediği, dokunmadığı, işitmediği karakterler büyüdükçe büyüdü gözlerimde.
Şükrü DOLAŞ – Romanın konusu nedir?
Güney UTKUN: Romanda aslında bir değil de birden fazla konunun olduğunu söyleyebilirim. Ana tema körfez savaşı ve körfez savaşının getirdiği sıkıntılar olmakla beraber, romanda; şiirleriyle hayatı yorumlayan, kalemine gönül vermiş iki genç şair, aşk, cinayet, intikam, hırs, öfke, intihar akıl cambazlığını öngören siyasi oyunlar ve belki her şeyden daha önemlisi; evladını kaybetmiş bir annenin yavrusuna duyduğu kocaman bir özlem ve Allah aşkı var.
Şükrü DOLAŞ – Seni yazmaya teşvik eden unsurlar neler oldu?
Güney UTKUN: Ben üniversiteyi İstanbul da okudum. İstanbul, kalemine gönül vermiş insanlar için kocaman bir nimettir. Her sabah martı sesiyle uyanmak, galata kulesini yoklamak, kalabalık caddelerden geçip hayatın sırtını sıvazlamak, yeri geldiğinde bir başına koşuşturup usulca direnmek, güzelim camiler, masmavi deniz, Allah dostları… Bunlar belki de yazmak için güzel bir bahanedir. Gerçi yüreğinize söz geçiremiyorsanız, yazmak için güzel bir bahaneye de ihtiyacınız yoktur. Fakat zannımca her insanın illaki söylenmemiş güzel bir hikâyesi vardır. İşte benim öğrencilik yıllarım da şirin bir vakıfta geçti. Ne öğrendiysem orda öğrendim. 2009- 2010 yıllarına iştirakken, Safa Vakfı’nda güzel bir program düzenliyorduk: “Kültür Ve Medeniyet Söyleşileri” Mahmut Bıyıklı ağabeyimizin önderliğinde düzenlediğimiz bu programa her hafta; İstanbul’un tanınmış, bilinmiş, en seçkin şair ve yazarları katılıyordu. Bir gün bir seminerde farkına vardım ki o insanların omuzladığı yük, bizim sırtımızda taşıdığımız yükten daha ağırdı. “Sizin en hayırlınız, insanlara en faydalı olanınızdır.” Allah’ın rızasını gözetmek ve topluma faydalı olabilmek benim için önemliydi. Yazmak istedim ve yazdım.
Şükrü DOLAŞ – Yazmaya başlamadan önce nasıl bir okuma serüveni yaşadınız?
Güney UTKUN: Bu soruya aslında uzun uzadıya cevap verilebilir. Her iyi okuyucu gibi elimden geldiğince Türk ve Dünya Klasikleri’ni bende okudum. Bu manada özelikle takip ettiğim bir yazar olduğunu söyleyemem. Fakat üstat Necip Fazıl’ın yeri bende ayrıdır. Şiirlerde hayatın sırtına yaslanıp, ölümü özlemeyi onun kitaplarında öğrendim. Ki ben ilk yazmaya ortaokul sırlarında şiirle başlamışım. Üstadın “Çile” adlı şiir kitabı benim için zaten başlı başına bir okuma serüveniydi.
Şükrü DOLAŞ – Romanı okuyanları nasıl bir macera bekliyor?
Güney UTKUN: Romanda anlattığım olaylar bayağı uzun soluklu. Her ne kadar kısa kesmek istesem de bir türlü yüreğime söz geçiremedim. 1991 yılında vuku bulan romanın iki başkahramanı var ki sormayın! Onlar sanki beni benden daha iyi tanıyor. Kuzey’in hayatı, şair arkadaşı Yiğit’ten çok farklı. İkisi de şair olsa da romanın başkahramanı kuzey gencecik yaşına nazaran kanser hastası ve küçük yaşta babası vefat edince; annesi ve kız kardeşinden ayrı düşerek üvey annesinin yanında büyümüş. Öz annesi ve kız kardeşinden haberdar olmayan genç şairin yolu, muayene olmak için gittiği hastanede tesadüfen doktor ablasıyla kesişir. Kuzey’in öz annesi Müslüman olsa da kız kardeşi ateisttir. Genç şairin annesi ve kız kardeşi aslı, her ne kadar gerçekleri kuzey’e anlatmak istese de bir türlü başarılı olamazlar. Doktor aslı hanım ne vakit kardeşiyle görüşse, farkında olmadan ateizm üzerinden kardeşiyle tartışmaya girer, derken annesinin kendisine anlattıklarını unutup, bir türlü gerçekleri kardeşine açıklayamaz.
Derken körfez savaşının sürdüğü kanlı günlerde, İstanbul’da ki Fatih Emniyet Amirliği’nde polis memuru olarak görev yapan genç şair, emniyet amiri Süleyman Pala tarafından gizli görevle üniversiteye öğrenci olarak gönderilir. “Şiraze” kod ismini kullanan kuzey’in artık tek bir nihai amacı vardır; o da ASED adlı örgütün yaptığı pis işleri deşifre edip, uyuşturucu sevkiyatını önleyerek, örgütün bir numaralı adamı “Maksut” kod isimli şahsı gün yüzüne çıkarmak. Fakat olaylar hiç de istenildiği gibi gitmez. Fakültede bir cinayet işlenir ve bu cinayette kuzey’in en yakın arkadaşı olan yiğit, yiğit’in şizofren ağabeyi Agit ve bu iki ismin yanı sıra emniyet amiri Süleyman Palanın da ismi karışır. Derken şiirleriyle romana renk katan yiğit, memleketteki sevdalısı zehradan mektup alamayınca, psikolojisini bozar ve mahkeme günü nasıl bir savunma yapacağını unutur. Kuzey’in günden güne eriyen bedeni, cinayete dair topladığı deliller, okuduğu şiirler, karacaya duyduğu büyük aşk ve ateizmin hazin sonu zannımca görülmeye değer.
Şükrü DOLAŞ – Bir yazar olarak aşkı nasıl tarif ediyorsunuz?
Güney UTKUN: Aşk üzerine konuşmak kolay olmasa gerek. Yıllarca insanlar bu konuya açıklık getirmek için didinmiş durmuş. Ki Fuzuli gibi; ” Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var, Âşık-i sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var.” desem yalan olur herhalde. Çünkü daha önce hiç âşık olmadım. Fakat ne vakit birileri bana bu soruyu yöneltse, aklıma hep yıllar önce yazdığım şu mısralara gider; “Elbet bir gün yağmurlar düşecektir kınalı bir kızın saçlarına, sevda yelleri ılık ılık esecektir bir gün benimde başucumda. Gökyüzündeki dipsiz güneş kavuracaktır yüreklerimizi ve savrulmaya başlayacaktır karanfil kokuları uçsuz bucaksız yaylalarda. Geçmişi anımsatan bütün destanlar elbette kuşanacaktır türküleri ve bir çiçek filizlenip bırakacaktır umut tohumunu bir başka bahara. İşte o vakit ben, en görkemli bulutları kollarımın arasına alarak en yürekli rüzgârlarla yürüyeceğim kınalı bir kızın yıllarca dokunulmamış saçlarına. Oysa iyi bilirim, her filizlenen tohum bir hayattır sabra bilenmiş sevda yolunda. Ne zaman gözlerim dalıp gitse uzaklara ya bir kırlangıç yuva yapar sol yanımda ya da bir yaprak düşer incinmiş dalından sıcacık toprağa. İşte o vakit savrulurum, biterim, saatlerce konuşamam.” Nihayetinde küçük küçük yüreğinizde biriktirdiğiniz şeyleri, apansız dış dünyaya salıvermek kolay olmasa gerek. Bu manada aşk; “ Topal bir karınca misali toprağı eşeleyip, gökyüzünden yeryüzüne pay biçmektir.”
Şükrü DOLAŞ – Romanda Körfez Savaş’ını konu edinmenin gerekçeleri nelerdir?
Güney UTKUN: Romanda bu savaştan uzun uzadıya bahsettim. Şuan günümüzün Ortadoğu’su ile 1991 yılında yaşanan sıkıntılar arasında pek de bir fark yok. “Meydanda devler savaşırken başlar değil de hep ayaklar ezilir.” Ki gördüğüm kadarıyla bugünün yerlisi geçmişe nazaran meydanlarda daha kanlı savaşıyor. Neticede hepimiz insanız. Şuan Müslümanlar üzerinde oynanan kirli oyunları hepimiz çok iyi biliyoruz. Oysa ne kadar gariptir ki dışarıdan bakınca günümüzdeki toplumlar geçmişe nazaran daha eğitimli, daha bilinçli, daha duyarlı, daha çalışkan görünüyor. Peki, o zaman soruyorum; niye şimdi bu insanlar birbirleri ile uzlaşamıyorlar, niye savaşı kendilerine ilke ediniyorlar ya da niye sürekli ortada kan var. İşte bu sorular sürekli kafamı kurcalıyordu. Her gün barut kokusu duymak, kanlı manzaraları işitmek, kare kare ölümlere şahit olmak, kan koklamak, insan çığlıkları, yetimler, öksüzler, kimsesiz kalan garibanlar… Bugünlerde başını rahatça yastığa koyup, derin bir uykuya dalan her Müslüman’ın kimliğinden şüphe ederim. Hepimiz çok zor günler geçiriyoruz. Hele ki son bir yıl içerisinde Suriye ve Filistin’de yaşanan olaylar hepimizin yüreğini yasa bürüdü. Kandırılmak asla bize göre değil. Sözlükteki tanımı; “Bir şeyi ortadan kaldırmak, yok etmek veyahut zarar vermek amacıyla girişilen ortak mücadele.” Olan savaşı, bu topraklarda görmek herkes gibi benimde canımı acıtmıştı. Ki yazmasaydım günün birinde kalemim benden hesap sorardı.
Şükrü DOLAŞ – İleriye yönelik hedefleriniz nelerdir?
Güney UTKUN: Bu sorunun cevabı kısa olacak herhalde. Sadece şunu söyleyebilirim; hak, hukuk, adalet, doğruluk, dürüstlük, demokrasi ve cenabı hakkın rızası.
Şükrü DOLAŞ – Kendinizi tanıtır mısınız?
Güney UTKUN: Aslen Şanlıurfa Siverekli olup 1989 doğumluyum. Öğrenim hayatım Siverek’te başladı. İlkokulu Ahmed Arif ilköğretim okulunda, ortaöğrenimimi ise Siverek Mustafa Kemal Lisesi’nde tamamladım. Liseyi bitirdikten sonra ara vermeden 2007 yılında İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü’ne yerleştim. 2010 – 2011 yılları arasında aynı fakültede eğitim alanında tezsiz yüksek lisans yaptım. 2013 yılında Adıyaman Üniversite’si, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İlk Öğretim Bölümü’nde yüksek lisansa başladım. Üç yıldan beridir Milli Eğitim Bakanlığı’nda, şirin bir lisede coğrafya öğretmeni olarak görev yapıyorum.
Şükrü DOLAŞ – Bize zaman ayırdığınız için gazetem ve sitem adına teşekkür ediyorum.
Güney UTKUN: ben teşekkür eder iyi yayınlar diliyorum.
İyilik ve kötülük, insanlığın varoluşuyla birlikte hep var olmuştur. Dileğimiz, kötülük kelimesinin insan yüreğinden bir…
Haber: Osman Serhat Dolaş – Şanlıurfa’da uyuşturucu madde imal ve ticareti yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan…
Haber: Yusuf Eyyüp Sarı - Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bilişim sistemleri kullanılarak dolandırıcılık yapıldığı iddiasına yönelik…
Haber Merkezi - Siverek Belediye Başkanı Ali Murat Bucak, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk…
Haber: Yusuf Eyyüp Sarı – Şanlıurfa Harran Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı tarafından girişimsel kardiyoloji…
Haber: Şükrü Dolaş - Merkezi İstanbul’da bulunan “Hayata Dair” kadın grubu üyeleri, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde…