
Annem anlatırdı. Hz. İbrahim’in yıllardır çocuğu olmuyordu. ‘Allah’ım verdiğin ilk oğlu 7 yaşında yoluna kurban edeceğim.’ diye söz vermiş. Oğlu İsmail doğmuş. Yedi yaşına gelince, Hz. İbrahim elinde keskin bıçak oğlu İsmail ile birlikte yüksekçe bir tepeye çıkmış. Demiş oğluna; ‘Şimdi sözünde durma vaktidir.’ Bıçağı vurmuş kayaya kaya yarılmış. Yeterince keskinmiş bıçak, ciğerparesi, ümidini, bir nefeste ayıracak kadar boynunu bedeninden. Sıra oğluna gelmiş. ‘Babam, atam’ demiş, ‘hükmün hükmümdür, bende sende hükme tabiyiz. Boynum andına kıldan incedir.’ demiş İsmail. Bıçak İsmail’in boynuna indi.
‘Yapma baba!’, adın İbrahim değildi senin. Benim adım İsmail’di. Babasının andına kurban olmayı kurban olmayı hak bilmiş İsmail. ‘Yapma baba!’ Çıkıyor belinden kemerin. İniyor, anam iki büklüm olmuş yerde yatıyor tekmelerinden. Mal satar gelirdin baba. Tuzu eksik olurdu yemeğin ya da paranı o gün geç getirmiş biri, yağmur yağsa ev damlardı. Dama çıkmamış mıydı anam, naylon sermemiş miydi? Şehirde kırığın varmış, ama tabak kırığı değilmiş, anladım da… Baba evde olduğunda canımızı yakan cam kırığı sözlerin, yumrukların, tekmelerin.
Baba seni çok severdim, ama eve gelmediğinde.
Yaşın geldi dediler, şehre inildi, pazardan annem bir çanta ve önlük aldı en mavisinden. Okula gidecektim. Bizim köyde okul yoktu, diğer köye okula gidecektim. Köyün büyük çocukları ile birlikte okula yürüdük. Dersler başladı. Bahçede oyun oynardık, arkadaşlarla, A,B,C, sayardık. Öğretmenim Kemal ders anlatırken arada başımızı okşardı. Sen hiç başımı okşamadın baba. Aradan aylar geçti. Bir gün sıra arkadaşım çantasından çok güzel bir kalem çıkardı. Mavi, kırmızı, yeşil, siyah, pembe, turuncu bir sürü renkte yazıyordu. Babası çarşıdan almış.. Dedim, ‘Baban seni hiç döver mi?’ ‘Dövmez mi’, dedi, ‘Bir kez evin içinde top oynarken televizyona değmiş, kırmıştım, annem babama söyledi.’ ‘Babam’ dedi, ‘Bana bir tokat attı.’ Sonra diğer çocuklara da sordum. Babaları döver miydi? Kiminin babası cebinde şekerle gelirmiş, kiminin babası eskiden duyduğu güzel öyküler anlatırmış. Bazen okul arkadaşlarımın babası elinden tutar, okula getirirdi arkadaşlarımı. Hiçbirinin babası kemer kullanmamıştı ya da sopayı sırtında kırmamıştı anasının.
Dedim; ben büyüyünce babam gibi olmayacağım, eve gittim. Annem yemeği hazırlamış, senin gelmeni bekliyordu. Geldin baba, evin bir köşesinden diğer köşesine kaçtı kardeşlerim. Olur ya ses yapıyorlar diye kızar, döverdin. Sofra hazırlandı. Oturdun, yemeğini beğendin, evin içinde herkes nefesini tutmuş ellerini izliyordu. Ellerinle yemek yerken, elerin kemerine gitmiyordu. Divana oturdun, anam çayını demledi, getirdi. Cigaranı yaktın, bir yudum cigaradan, bir yudum çaydan aldın. Çay olmamış, nasıl kadındı anam? Çaydanlığı eline aldın. ‘Yapma baba!’ diyerek fırladım sana doğru, hışımla beni duvara savurdun, kaynar sular tepemde.
Anamın ağlayışını duyuyorum, dua eden sesini. Gözümü açmak istiyorum. Çiçeklerle dolu her yer, İsmail gel diyor birisi, ‘Gel diyor yanımıza’, ne oldu bembeyaz giyinmişim? ‘Kurban oldun İsmail Yaradan aşkına…’
Kurbanlık İsmail olmuşum ben, toprak kokusu geliyor yağmur sonrası gibi. Anamın dualarını duyuyorum.
Yâsiyn velkur’ânilhakiym…
Haber: Yusuf Eyyüp Sarı – Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde asayişin sağlanması ve suçun önlenmesine yönelik “Huzur-63…
Haber: Cuma Sarı - Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde öğrencilerin katılımıyla renkli görüntülere sahne olan uçurtma şenliği…
Haber: Cuma Sarı - Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde uyuşturucu madde imal ve ticaretine yönelik düzenlenen operasyonda…
Haber: Cuma Sarı - Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesinde belediyeye yönelik düzenlenen şafak operasyonunda, aralarında eski belediye…
Dünyanın birçok yerinde basın zor şartlar altında, adeta kör-topal bir durumda. Türkiye’de ise basın özgürlüğü,…
İyilik ve kötülük, insanlığın varoluşuyla birlikte hep var olmuştur. Dileğimiz, kötülük kelimesinin insan yüreğinden bir…