Ölümlere Alışmayacağız!

Farkında mısınız? Son birkaç yılda gerek toplum, gerek coğrafya olarak ölümlere ne kadar çok alıştık biz?

Günün her saatinde hemen hemen bütün haber kanallarında ölüm haberini izlemek sıradanlaştı ve ilginçtir ki bu ölümler bağırdığımız da sesimizin ulaşacağı mesafeye kadar gelmiş durumda. Yani her hâlükârda bu ölümleri bizler yaşıyoruz, bizler işliyoruz.

Hatırlıyorum, çok eski değil 6 yâda 7 yıl öncesine kadar bu ölümler ne kadar uzaktı bize.

Irak’ta, Afganistan’da ve daha dünyanın dört bir yanında patlayan bombalar, parçalanan bedenler, öksüz kalan çocuklar vardı ama uzaktı bizden hem de çoooook uzakta.

Bazen bu ölümler bir masal olur, anlatılırdı sohbetlerde. Ağzı açık kalan yaşlılar, analar ve gençler inanmazdı ‘Yok canım olur mu?’ derlerdi. Böyle ölümler olurmuş, hem de iliklerimizde his edene kadar, bu yangın evimizde tutuşana kadar.

Ben ne zaman ölümü his ettim biliyor musunuz? Kobani’ye barbarların saldırdığı ve bir birkaç saat içinde binlerce insanın sınıra akın ettiği zamanda. Aslında ölümün ne kadar yakın olduğunu his ettim, bir toplum, bir millet olarak iliklerimize kadar his ettik.

Sonra daha da yakınlaştı ölüm bize. Sürüne sürüne, inleye inleye caddelerimizde, sokaklarımızda kol gezmeye başladı ve hendekler arasında abluka içinde gördüm ölümü.

Ahmet Altan ‘Şarkı söyler gibi öldürüp, şarkı söyler gibi acı çekmeye başladık. Öldürmeleri, ölümleri, acı çekmeler sıradanlaştı bizim için. Haberlerde ölüm haberleri artık bizi rahatsız etmiyor. Şarkı dinler gibi öldürme ve ölme haberlerini seyrediyoruz, kahvelerimizi, çaylarımızı yudumlayarak’ diyordu bir yazısında.

Beraber Çanakkale’de, Sarıkamış’ta sırt sırta, düşmana karşı göğüs göğüse savaşan, şehit düşen insanların çocukları ve torunları bugün bir inat, bir heves ve bir hiç uğruna birbirini öldürüyor… Hiç diyorum, çünkü dünya üzerindeki hiçbir şey bir insan canı kadar değerli değildir benim gözümde. Kim olursa olsun, nasıl ve ne şekilde düşünürse düşünün, eğer bir can bir ruh taşıyorsa en kutsal şey odur benim gözümde. Ha Türk olmuş, ha Kürt olmuş, ha Ermeni olmuş ne fark eder, onu da yaratan Allah değil mi? Yaratıcı onu da bir can ile süslemişse bize düşen şapka çıkartmak olmalıydı ama ‘heyhat’ diyoruz ‘heyhat’….

Yaşamı Allah kutsadı, ölümü şeytan, sevgiyi Allah, nefreti şeytan ve nedense şu insanoğlu hep şeytanı örnek aldı, şeytana taptı, öldürdü, nefret etti, kin besledi, ne için ne amaçla bilmeden…

Müzik gibi acıları ve ölümleri seyrederken, anaların koç gibi evlatlarını toprağa gömdüklerine şahit oluyorum, minnacık çocukların öksüz kaldıklarını, elleri kınalı gelinlerin dul kaldıklarını izliyorum. Yanı başımızda, ta yanı başımızda bunlar oluyor ve bir müzik eşliğinde bir dizi filmi seyreder gibi seyrediyoruz…

Savaşı dahi beceremiyoruz, barışı beceremediğimiz gibi. Mutlu olamıyoruz, mutsuzluğu beceremediğimiz gibi. Ellerimizi dört kıtanın suları ile de yıkasak temizlenmeyecek bu kir bulaştı artık ellerimize.

Allah’ım nasıl bir toplum olduk, nasılda bizi ölmeye ve öldürmeye alıştırıyorlar.

Kime yakışır ölüm? Hiç kimseye… Ama birileri bu ölümler üzerinden rant elde etsin diye, ölümleri süslüyorlar, ölülülere şahadet, öldürenleri kahraman ilan ediyorlar.

Her acının bir nedeni var, her ölümünde bir nedeni var biliyorum. Uzaydan yâda Kafkaslardan yazmıyorum ama böylesi acı trajedilerin bu topraklarda yeşermesini istemiyorum. Kardeşin kardeşi boğazlamasını, yüzlerce yıllık bir dayanışmanın, kaynaşmanın böylesi kirli emeller uğruna ayrışmasını istemiyorum. Sorunu çözmek öldürmekle, yakmakla, yıkmakla olamayacağını artık hepimiz öğrenmeliydik, öğrenmeliyiz artık. Ya kardeşçe birlikte yaşamalı, yâda mertçe yolları ayırmasını bilmeliyiz. Bu toplum, bu insanlar karar vermeli ama öldürerek değil, kardeşçe. Çünkü bu coğrafyada beraber olsak ta, ayrılsak ta bizim her zaman milletler olarak birbirimize ihtiyacımız var. Moskof Kafkaslardan saldırsa, nasıl ki bir Diyarbakırlı ile Edirneli aynı cephede savaşacaksa, Yunan’lar Çanakkale’ye saldırsa yine bunlar yine omuz omuza bunlarla savaşacak. Ayrıda olsalar, gayri de olsalar bundan başka çıkar yol yok.

Haydi, alışmamalıyız ölümlere, müzik dinler gibi ölümleri dinlemeliyiz ve birinin burnu kanadığında isyan etmeliyiz, kabul etmemeliyiz.

Ölüme giderken Sezar’ı selamlayan lejyonerler gibi olmayacağız artık. Ucuz kahramanlıklar veya ucuz kahramanlar uğruna harap etmeyeceğiz dünyamızı. Şehirlerimizi ölüme inat yaşatacağız, yaşatacağız kendimizi ve geleceğimizi.

Paylaş

Yakın zamanda eklenen haberler

  • Şükrü Dolaş
  • Yazarlar

Biz ne kadar suçluyuz?

İyilik ve kötülük, insanlığın varoluşuyla birlikte hep var olmuştur. Dileğimiz, kötülük kelimesinin insan yüreğinden bir…

2 saat önce
  • Asayiş

Şanlıurfa’da uyuşturucu operasyonunda 1 kişi tutuklandı

Haber: Osman Serhat Dolaş – Şanlıurfa’da uyuşturucu madde imal ve ticareti yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan…

2 saat önce
  • Asayiş

Siverek’teki operasyonda 6 zanlı tutuklandı

Haber: Yusuf Eyyüp Sarı - Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bilişim sistemleri kullanılarak dolandırıcılık yapıldığı iddiasına yönelik…

2 saat önce
  • Siverek Belediyesi

Başkan Bucak koltuğunu öğrencilere devretti

Haber Merkezi - Siverek Belediye Başkanı Ali Murat Bucak, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk…

3 saat önce
  • Sağlık

Harran Üniversitesi Hastanesi’nde kardiyolojide simülasyonla invaziv eğitim düzenlendi

Haber: Yusuf Eyyüp Sarı – Şanlıurfa Harran Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı tarafından girişimsel kardiyoloji…

3 saat önce
  • Eğitim

Siverekli Çocuklara 23 Nisan Armağanı

Haber: Şükrü Dolaş - Merkezi İstanbul’da bulunan “Hayata Dair” kadın grubu üyeleri, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde…

6 saat önce