
Sanat eserler kolay bir şekilde ortaya konulamazlar. Hele edebi eserler söz konusu olunca.
Ortaya konulabilmesi için belli bir süre ile yoğun emek ve çabayı gerektirirler. Yazar o süre içinde yoğun bir emek ve çaba sarf edip,yaratıcılığı-üretkenliğini de katarak ancak istenilen eseri vücuda getirebilir. Farklı bir söylemle sanatçı-yazar yaratıcılığı-üretkenliği yoksa geniş düş gücü ya da kurgu gücünden yoksunsa, ortaya konulan şey de edebi bir eser olmadığı gibi,niteliğini taşıyamaz.Olsa olsa başka bir şey olur.
Sanat-edebi eserler söz konusu olunca,nitelik ya da özelliklerinden bahsedilmez mi?Bu eserlerin önemli ve hatta vazgeçilmez özellikleri teklik ve özgünlüktür. Bu özelliklere sahip eserler kalıcı olup,bir kuşaktan bir kuşağa aktarılırlar. Bu durumda olan eserler her kesime hitap ettiğinden özellikle edebi eserler geniş bir okuyucu kitlesine sahip olurlar.Geniş bir okuyucu kitlesini bulamayan eserler amiyane bir tabirle, tarihin çöplüklerine atılıp yok olup giderler.Edebiyat tarihi bunlara ilişkin bir sürü örneklerle doludur.
Tarihte özellikle edebiyat dünyasında çok iyi eser verip de toplum ya da insanlar tarafından keşfedilmeyen yazarlar ve eserleri olduğunu yazmıştır.Bu eser ve yazarların sonradan keşfedilip değerinin anlaşıldığına ilişkin bir sürü bilgilerden söz edilebilir.Önemli olan toplum ya da insanların bu eserlere zamanında sahiplenilmesi ve gereken değeri atfetmesidir.Burada hem yazara hem de özellikle okuyucuya ya da genel anlamda topluma tek ve önemli bir görev düşer.O görev de okunanları bir başkasına aktarmaktır.
Benim de son zamanlarda okuduğum en önemli ve nitelikli eserlerden birisi de Siverek’te doğup büyümüş, Siverek kültürüyle yetişmiş ve yoğrulmuş, daha önce yazmış olduğu kitaplarıyla hem okuyucuların beğenisi kazanmış, hem de edebiyat dünyasına bir nebze olsa katkısı olup. kendisinde söz ettiren yazar Mustafa SANCAR’ın “KAYGI” adlı romanıdır.
Sancar Uzun bir zaman yolculuğundan sonra hakikatten nefis ve etkileyici diyebileceğimiz “kaygı” romanı raflarda yerini alıp,okuyucusuyla buluştu.Bu okuyucuları açısından sevindirici bir olaydır.
Yazar Mustafa SANCAR’IN,çıkmış son kaygı romanı ilgili düşüncelerimi dile getirmeden önce önemli gördüğüm bir şeyin altını çizmeden geçemeyeceğim. Diğer kitaplarında olduğu gibi,(Özellikle Şehirler Ağladığında ) bu kitapla da SANCAR,yerellikten evrenselliğe doğru olan çizgisini korumuş ve hatta geliştirmiştir .Adeta bu iki öğeyi kendisinde birleştirmiştir.Bu da bize Sancar’ın nasıl ve hangi boyutta bir yazar olduğunu gösterir .Yazarın topluma İlişkin bakış açısını, dilini, üslubunu, meseleleri edebi açıdan işleniş seviye ve tarzını belirlemesi açısından son derece önemlidir.Kitabı okumakla yapılan tespit ya da değerlendirmenin doğruluğu ve gerçekliği bir kez daha anlaşılacaktır sanırım.
Bu romanda yazar açık ve net bir ifade ile Siverek konu edinmiş,konu edindiğinde de belki türünde yazılmış nadide edebi eserlerinden birisidir diyebilirim.Çünkü Siverek’i konu edinmiş birden fazla eser yayınlanmış olabilir,ancak kapsam açısından kendi türünde Siverek’i her yönüyle geniş ve ayrıntılı bir şekilde ele alıp işleyen tek edebi eserdir denilebilir.Daha doğrusu,kendi türünde kapsamlı bir şekilde yazılmış olan bu eserler ya çok azdır ya da hiç yoktur diyebilirim.Umarım ki,devamı nitelikte eserler arka arkaya gelecektir.Çünkü bu alanda yetişmiş tanıdığım,belki de tanımadığım çok değerli yazarlarımız ve çizerlerimiz vardır.
O eser neyi konu edinip edinmediği üzerinde durmak ve onu anlatmak sanırım eserin kimliğini, künyesini ve niteliğini ortaya koymuş olacaktır,”Kaygı” genel anlamda özellikle 1960 dünyasının Siverek’i edebi açıdan irdeliyor.1960 ve sonraki yıllardaki Siverek’in profilini çizmiş adeta yazar romanında.O kuşaktan gelen okuyucular için,geçmişi hatırlama açısından nostaljik bir eser.Bugünkü kuşak ya da gelecek kuşakları açısından da bu dünyayı bilme,tanıma ve öğrenme noktasında okunması gereken bir eserdir demek mümkündür.Özellikle o dönemi yaşayan ya da o dönemden gelen okuyucuları büyülüyor,büyülediği gibi o dünyada yaşanmışlık hissi ve ya duygusunu uyandırıyor.Sivereklilik veya Siverekli olma yani aidiyet bilinci bu kaygı romanını okumakla bir kez daha uyanıyor ve canlanıyor..Okurken insan ya da insanları o dünyaya yani 1960 ve sonraki yıllara geri götürüp sürüklüyor.
Yetiyor mu?Yetmiyor elbette.Belki de en önemlisi “Kaygı”yı okurken okuyucuda-okuyucuya estetik bir haz bırakıyor ya da veriyor olmasıdır.Sanat ve sanat felsefesi açısından bir sanat eserinin en önemli hata olmazsa olmaz özelliklerden birisi değil mi estetik haz. İşte o estetik hazla sanat eserleri kalıcı olup,topluma mal edilerek bir kuşaktan bir kuşağa aktarılmış olurlar.İşte “KAYGI” da bunlardan birisidir.
Genel anlamda Yoksul bir aile ve ailelerin dram ve trajedileri işlenmiş; Yoksulluğun kol gezdiği, geleneksel yaşam tarzının ve bunun ürünü olabilecek yoksul insan ve ailelerinin yaşama bakış açısını ve önemlisi sosyo-ekonomik açıdan yaşama ve geleceğe ilişkin kaygılarının ne olduğu işlenmiştir “KAYGI”DA.
Yine “KAYGI”da bununla da yetinilmemiş adete bir psikolog gözüyle,giderek yoksul insan ya da insanların görünmeyen ama var olarak kabul edilen o iç dünyasına inilmiş ve o dünyanın ürünü olan duygu ve düşünceleri,bunun yansıması olan samimi,sıcak ya da naif insan-insani ilişkilerinin hangi düzey ve nitelikte olduğu güzel bir edebi dil ile anlatılmıştır.
Sahi dilden bahsetmişken “KAYGI” daki dilden bahsetmemek mümkün müdür?Elbette hayır! Kaygıdaki dil sade ve naif bir dildir diyebilirim.Anlaşılır akıcı ve ustaca bir dil,”…Karakolda böyle hanekler,şakalar yapılmaz…” .”safi cılk su…” ,”Kekom ,kaçar şiş olsun….” ,”…İki,üç kalaylı sahan…” “Keşmer soytarı” gibi cümleler ile kekom,isot gibi yöresel sözcükleri kullanmış olması okuyucuyu cezp edip haz vermiştir.Başka bir söylemle zaman zaman yerel-yöresel dile yer vermiş olması ,yani Siverek aksanı ile kahramanlarını konuşturmuş olması apayrı bir renklilik ve bize kalırsa bir çeşit bir zenginliktir.Sancar, bunu yapmakla kültürel öğeleri dil ve hatta uslup ile yansıtmaya çalışmıştır.Üslup açısından da yukarıda yer yer belirtildiği gibi, akıcı,sürükleyici etkileyicidir.
Romanda Dikkat çeken başka bir unsur da romanda ,kurgusal ana temadaki geçen kahramanların dışındakiler hariç,gerçek hayattan alınmış kahramanlar olmasıdır.Bu da romana ayrı bir güzellik katmıştır.Kebabçı Muhacır muço,Kebabçı Çavuş,Kebabçı Eyo,Doktor Fehmi,Faik Türkgezer gibi.
Dahası Kaygı romanında yer alan olaylar ve olaylar ağı,Başak kulübü,Lezgonun parkı,ulucami,şeytan Küçesi,Hacı Yusuf hanı ,Avcılar Kahvesi,Nigar Düzü,Ayvanat,Hacıpınar,Sulu Camii,Çelebi Camii,Hürriyet caddesi,Siverek’in kalesi,Mehtap Kahvesi,Şirin Kuyu ,Şeref ve Ordu Sinemaları,Abdal Ağa Hamamı,Uludağ pastanesi,paşa kahvesi…gibi yerlerde geçmiş olması yöresellik açından önemli olduğu kadar,bu mekanlar içerisinde yaşamlarını bir şekilde idame ettirmiş ve günümüz de ettiren okuyucu için ayrı bir önemi var olsa gerek.Hatta tarihi mekanlara özellikle Siverek kalesine ilişkin romanda geçen o mitolojik-kurgusal yaratıcılığı ve üretkenliği müthiş ve harika olduğundan okumaya değerdir.Burada Sancar mitolojik öğelere vermesi Yaşar Kemalden etkilenmiş olup çizgisi doğrultusunda yürümüş olmasıdır.Çünkü Yaşar kemal eserlerinde hep mitolojik öğelere yer verdiğinde bunlar hep ön planda olmuştur..Bu da okuyucuya apayrı bir lezzet verdiği,büyüleyip onu düşünmeye sevk ederek,daha fazla merak etmesini sağlamıştır.
Dilden bahsedilir de dile bağlı,dil ile düş gücü ve üretkenliği ilgili SANCAR’IN yaptığı betimleme-lerden bahsedilemez mi?Hem de önemle bahsedilmesi gerekir diye düşünüyorum;Özellikle diyorum,edebi eserlerde onları vücuda getiren yazarlarda görülen en önemli unsur betimleme—tasvir yeteneklerinin gelişmiş olmasıdır ya da böyle bir yeteneğe sahip olmalarıdır.Kanaatimce yazarı yazar yapan olmazsa olmaz özelliği olmasa bile, en önemli ve en belirgin özelliğidir. Başka bir söylemle yazarı yazar eden ve onu en güçlü kılan yan-yön güçlü bir betimleme sahip olması değil midir.Deyim yerindeyse güçlü yan olduğu ve devam ettiği sürece kaliteli ve nitelikli eserler vermeye devam edecektir.işte bunu Sancar’da görebiliyoruz.
Ülkemizin yetiştirdiği edebiyatçı-romancı olan usta yazar Yaşar Kemal’de bunu bariz bir şekilde görebiliyoruz.Üstat hemen hemen bütün eserlerinde uzun uzadıya özellikle doğaya ilişkin betimlemeler çok yer verir.Yapılan betimlemeler Uzun ama,tüm ayrıntıları da içeren ve içerdiği gibi,estetik haz veren edebi nitelikteki betimlemelerdir.Belki okuyucu için biraz da olsa sıkıcı gelebilir.Ancak bu yapmakla dili nasıl çok iyi kullandığını ve dil üzerinde nasıl hakim olduğunu veya hakimiyet kurduğunu bize göstermez mi? SANCAR Diğer kitaplarında olduğu gibi KAYGI adlı romanında da bunu yapmıştır.Bir iki örnekle Somutlaştıracak olursak;
1960 ve 1970 yıllarda Kış mevsimini anlatırken çok zor,çetin ve çok uzun geçtiği yılları tek bir cümle ile betimlerken “Kış, çatal dilli ağzını açmış yılan gibi uzun…” der. Elbette yapılan bu betimleme muazzam ve harika bir betimlemedir dememek insanının içinden gelmiyor.
Yine eserin kahramanlarından olan abisi tarafından dövülen kerimin çektiği acıyı, ızdırabı ve feryadı şu şekilde betimlemeye çalışır “ Kerem’ in anasının sütünü emdiği hali gözünün önüne geldiğinde odanın içine dünyanın bütün kuşlarının sesleri doldu. Irmak boyları safi kuş, toplanmış dizilmişler sazlıklara, yas içindeler…Serçeler, bülbüller, kumrular; mavi göğüslü al başlısı, sarısı, ak kanatlısı, tüm kuşlar gönülden yaralı, ağız ağıza vermişler, dilleri figan içinde…Ağıtları sıcak göğü kaplamış, kavuran yeller kırmızı esiyor portakal çiçeğine, yağmur bulutları kırmızı dolanıyor dağlara, kozasında ak pamuk kan içinde…Nakışlı kelebekler de artık seğirtmiyor, ne sebillerden güvercinlerden su içip çimiyor, ne de kemik tarakla burma örgülü saçlar taranıyor; ölü ananın sütü kesilmiş, Kerem’ in yavru ağzı yangın içinde…”
Bu eserin en önemli özelliği Siverek’in derin izleri taşıyor olmasıdır.Başka bir ifade ile Siverek ’in derin izlerini yansıtmış olmasıdır. O izleri taşımaması kadar doğal bir şey de olamaz. Çünkü yazarın beslendiği kaynak ve yeşerdiği toprak 1960 ve sonraki yıllardaki Siverek’teki egemen olan kültür ya da kültürel öğelerdir.
Evet!Sancar Kaygı adlı roman ile Siverek’in güzel bir profilini vermiş ve portresini çizmiştir diyoruz. Biz de bu yazımız ile az da olsa eserin profilini verip ve portresini çizmişsek ve dolaylı da olsa bir katkı sağlamış isek,bir okuyucu olarak yazara karşı görev ve sorumluluğumuzu yerine getirdiğimizi düşünüyorum
İyilik ve kötülük, insanlığın varoluşuyla birlikte hep var olmuştur. Dileğimiz, kötülük kelimesinin insan yüreğinden bir…
Haber: Osman Serhat Dolaş – Şanlıurfa’da uyuşturucu madde imal ve ticareti yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan…
Haber: Yusuf Eyyüp Sarı - Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bilişim sistemleri kullanılarak dolandırıcılık yapıldığı iddiasına yönelik…
Haber Merkezi - Siverek Belediye Başkanı Ali Murat Bucak, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk…
Haber: Yusuf Eyyüp Sarı – Şanlıurfa Harran Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı tarafından girişimsel kardiyoloji…
Haber: Şükrü Dolaş - Merkezi İstanbul’da bulunan “Hayata Dair” kadın grubu üyeleri, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde…
Yorumları görüntüle
Kaleminize yüreğinize sağlık hocam. İlk fırsatta kitabı alıp okumak için sabırsızlanıyorum.