Yaşamımıza yön veren ilk öğretmenlerimiz, sevdalandıklarımız, analarımız, bacılarımız yürek bahçemizin gülleri kızlarımız kısacası kadınlarımız yaşamımızın vazgeçilmezleri olmazsa olmazlarımız kadınlarımız.
Uğurlarına türküler yaktığımız, şiirler yazdığımız sedalarından mecnun olduğumuz kadınlarımız.
Öfkelenince öfkemize kalkan yaptığımız, ana, bacı, sevgili, demeden gün yüzü görmemiş küfürler savurduğumuz kadınlarımız.
Onurumuzun terazisi, namusumuzun abidesi gördüğümüz, bazen acımadan gırtlağına sarıldığımız, bazen de hayatın acımasız şartlarına daha fazla dayanamayarak kendilerini Fırat’ın azgın sularında balıklara kendilerini yem eden kadınlarımız.
Uçan kuştan, yerdeki karıncadan, gözümüzün nurundan kıskandığımız kadınlarımız…
Sesinizi duyar gibiyim:” âmâda uzattın be adam tamam anladık kadınlarımız her şeyimiz, hayatımız de çık işin içinden”
Mesele kadınlar oldu mu, hiçte kolay çıkılmıyor işin içinden. Türkiye’de kadının adı yoksa! Coğrafyamızda ne adı var ne soyadı.
Yaşamın tüm ağırlığı onların omzunda, bazıları gerçekten acı ve çileyi kendine kardeş yapmış. Yalnızlıklar ve yoksulluklar için, hayata tutunma çabası içindeler, onlar hayata tutunurken kendileri için tutunmuyor sevdikleri için, karanlıkları bir nebze olsa aydınlığa dönüştürmek için adeta savaşıyorlar!
İsimleri ve yaşam hikâyeleri yanımda olan üç kadın portesini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Toplumumuzun büyük bir kesimi yoksulluğun alt sınırları içinde yaşıyor, Suriyeli Mültecilerden farkları kendi vatanlarında yaşamalarıdır.
Akşam eve gittiğimde onu eşimin yanında ağlarken buldum. Elleri çatlamış acısını dindirmek için kına yakmış ellerine, oysa ben gelinlerin ellerine kına yaktıklarını biliyordum.
Kadın kendisine yardımcı olmam için gelmiş. Yol yordam bilmiyor. Hayat hikâyesini anlattığında daha fazla dayanamadım gözlerim dolmaya başlamıştı kendimi sokağa attım.
Gözyaşlarımı silerken devlet dairesinde müdür olan bir arkadaşım telefonla beni aradı.
Sesimin neden kötü olduğunu sorunca kadının içinde bulunduğu durumu anlattım. Arkadaşım kadına erzak almak istedi. Haberi kadına verince dünyalar onun olmuştu o gece arkadaşım erzakla birlikte çatlamış ellerine sürmesi için iki tanede krem aldı.
Kadın genç yaşta evlenmiş. Çocuğu olmadığı için kocası üzerine kuma getirmiş, birkaç yıl sonra dört çocuğu olmuş resmi nikâhı yok. Kocası trafik kazasında ölünce bir başına kalmış dört çocukla, çocuklarının geçimini sağlamak için yarpuz rüşvat ve kenger topluyor ellerinin çatlaklığı sert karacadağ toprağı ve rüzgârından olmuş.
İkinci kadın portemizi erken yaşta evlendirilmiş. Evlendiği vatandaş ondan yoksulmuş, evlendikten birkaç yıl sonra gözlerinde rahatsızlık başlamış yoksul olduğu için uzun yıllar tedavi olmadığından iki gözünü kaybetmiş. Gözlerini kaybettikten sonra eşi dört çocuğuyla onu yalnız bırakarak arkasına bakmadan gitmiş, gidiş o gidiş bir daha geri dönmemiş. Çocuklarının geçimini hayırsever vatandaşların ve devlet babanın üç ayda bir verdiği maaşın yanı sıra Siverek Kaymakamlığının kendisine verdiği peyrodik yardımla sürdürüyor.
Üçüncü kadın portemiz bir zamanlar hali vakti yerinde bir anaymış. Oğlanlar kızlar doğurmuş. Yoksullaşmış elinde sadece toprak çatılı bir evi kalmış. Kızıyla bir başına yaşıyor. Yarı aç yarı tok yaşlı ve yürüyemeyecek kadar hasta geçimini devlet babanın verdiği dul maaş ve komşuların desteğiyle sürdürüyor.
Bu üç anamızın içinde bulunduğu durumu Siverek Kaymakamımız Sayın Hamza Erkal’a anlattım.
Sayın Kaymakamımız bu üç ananın dosyasıyla yakından ilgilenip vakıf müdürüne ileterek araştırılmasını istedi.
Araştırmalar sonucu üç çilekeş annenin yardıma muhtaç hem de herkesten daha çok muhtaç olduğu tespit edilmesinin ardından Kaymakam Hamza Erkal üç anneye yardımcı oldu.
Kadınlara yardım haberini verdiğimde sevinçlerini görmeniz gerekiyordu.
Onların sevinci karşısında sadece şunu dedim. Allah’ım sen hiçbir kulunu darda bırakma…














