Nesibe ablamın en büyük çocuğu Sercan’dır. Sercan o zamanlar on bir on iki yaşlarında zayıf nahif bir çocuk. Öyle kavgacı…
Yoo, benim öyle kapı dinleme huyum filan yoktur… Ama o gün olanları ben tamamen tesadüfen dinlemiştim. Hem kapıları kapalıydı sıkı…
Buz gibi soğuk bir günde, loş ve soğuk bir mekânda rastladım o bahar kadar ve içten gözlere. Dehşete düştüm. Siverek…
Yüreği nasıl acıyordu oysa o sözleri duydukça. Burkuluyor, çabalıyor, ümitsizce çabalıyor, uçamıyordu. Kendisine ait hiçbir şeyi olmamıştı o güne kadar.…
Benim adım Medine… Ailem, mübarek bir ramazan ayında bir pedofili sapığının tecavüzüne uğrayıp, sonra darp edilip karanlık bir inşaata atılacağımı…
Ana dırdırından, baba baskısından, ağabey dayağından bıkan kızlardan sadece biriydi o. Ve her genç kız gibi o da kurtuluşu evlenmekte…
“Hala onu seviyorsun değil mi? sakın inkâr etme onu sevdiğini biliyorum. Yanımdayken bile hep onu düşündüğünü… Gözlerin dalıp gidiyor çünkü…
Ben hep candan bir komşu kızına hasrettim. İnsanın her an koşabileceği dertleşebileceği bir komşu kızının olması harikulade bir şey! Fakat…
Şimdi size şu kelimeleri versem ve bir öykü kurmanızı istesem merak ediyorum nasıl bir şey çıkarırdınız? Ev kızı, Problemli, Hoş görü! Sizin…
Seni seviyordum biliyor musun? Çok sinir olsam da ben senin o yabaniliğini seviyordum. ‘Nevit, annen nasıl?’ desem mesela ‘sana ne’…