
Odada sigara içmek yasak olduğu için, zaman zaman çıkıp kapının üç adım ilerisinde bulunan Mehmet Lami Odabaşı parkının Belediyeye yakın kapısının önündeki bankta kendimizi zehirliyoruz.
Genel anlamıyla bazı yasaklar her ne kadar insanı zehirlese de bazı yasaklar insanı zehirlemekten bir nebze olsa koruyor. Elimdeki lanet zehir dumanını yarılamıştım ki; belediyenin özel güvenliğinin beni bir şâhısa gösterdiğini gördüm.
Özellikle bir acı sonrası düşen biri insanın omuzlarının çöküntüsü ve yorgun olduğu belli olan vatandaş ayakta durup ‘ağabey Şükrü Dolaş sen misin?” ayağı kalkarak ‘evet benim, buyur otur’ dedim.
Adam iki elini dizlerine destek vererek karşımda oturdu. Aslında adam yaşlı değildi. Her halinde feleğin sillesini yediği belli oluyordu. Oysa yanılmıştım, anlattıklarından sonra anladım ki sadece feleğin değil iki ayaklı hayvanların da sillesini yemiş.
Saçlarına toprak kokusu sinmiş, anlında ekmeğin kuru tuzunun izlerinin kaldığı vatandaş gözlerimin içine bakarak anlatmaya başladı; “Beni bir telefoncu arkadaş senin yanına gönderdi. Ben çocuklarımla birlikte Sabancı köyü yakınlarında sulama işi yapıyorum. Üç yıl boyunca çocuklarımla çalışıp üç inek aldık. Gece yarısından sonra birileri gelip üç ineğimi çaldılar bana nasıl yardımcı olursun” dedi.
Vatandaşın anlatımları içimi yaktı. Bir ara biz insan mıyız? hayvan mıyız? sorusu takıldı aklıma. Çoluk çocuğuyla bir lokma ekmek uğruna tarlada bir baraka da kızgın güneşin altında, çocukları okulda olması gereken bir dönemde, bir lokma ekmek uğruna çocuklarını üç ineğine çoban yapmak zorunda kalan bu adam ineklerinin çalındığını anlatırken sanki bir evladını yitirmiş kadar acı çekiyordu. Utandım gözlerine bakamadım; Ben ancak haber yaparım, çalınan ineklerin bulunması güvenlik güçlerinin işi, sen jandarmaya bildir inşallah onlar o lanet olası emek hırsızlarını yakalarlar” dedim.
Adamın gözlerindeki hüzün gerçekten insanı insanlığından utandırıyordu. Gözleri dolmuştu, derin bir iç çekerek, inanın bu iç çekişi yüreğimde bir bıçak yarası kadar acı yaşattı. İnekleri otlatan çocukları çalınan ineklerini daha önce ailenin birer fertleri gibi fotoğraflarını kayıt etmişler kendi cep telefonlarına. Adama senin fotoğrafını çekeyim haber yapayım dememe rağmen biraz utanarak kabul etmedi. İneklerin cep telefonundaki fotoları almamı istedi. O hali o kadar içimi acıttı ki bir babanın kayıp evladını arar gibi hüzünler çoğalttı yüreğimde.
Adama ya haber ya da bir yazı yazacağıma dair söz verdikten sonra, yanımdan ayrılırken, “borcum var mı?” sorusu daha çok utandırdı beni. İçimden ‘güzel kardeşim bizim sana insanlık adına bir özür borcumuz var af et bizi!’ diye içlendim.
Adam yanımdan gittikten sonra, sulama işinde çalışan eşi çocukları geldi aklıma. Adam bana “bu üç yıllık birikimimizdi, bir daha nasıl alırım bu inekleri” sözleri beynimde çalkalanıyordu.
Biz nasıl bir toplum olduk? Çoluk çocuk emek harcayan, üç yıl boyunca ailece güneşin altında tarlada sulama yapıp, gece sivrisineklerin kan emiciliğine rağmen bir lokma ekmek kazanmak için yıllarca çırpınan bu insanların emeğini, alın terini, ekmeğini çalan insan müsveddelerine ne demeli? Bence bu şahsiyetsizler, o insanların emeğini çalacağına kendilerini satsaydılar daha onurlu bir davranış olurdu.
Ya biz insan olarak nasıl böyle hayvanlaştık? Kendimiz rahat edelim diye başkalarının emeğini çalıp nasıl onursuzca harcaya biliyoruz? Aslında harcanan insanlıktır. Siverek’te görev yapan tüm kolluk kuvvetlerinin bu emek hırsızlarını bir an önce yakalamaları için özel bir çaba harcamaları gerektirdiği inancındayım…
Bu olay beni derinden acıtmasına rağmen dünyanın en büyük şerefsizliğinin emek hırsızlığı olduğunu bir kez daha belirterek sadece lanet olsun emek hırsızlarına diyorum.















Ağzına Sağlık Abi Gerçektende Okurken Bende duygulandım Allah Belalarını Versin Emek Hırsızlarının Yazık Olmuş Adama İnşAllah Yakalanır
:((