
Uzun bir aradan sonra tekrar yazmak, dünyanın en güzel duygularından biridir benim için.
İçimdeki sıkıntılardan biri; bu feodal düzende ve demokrasinin D’sinin olmadığı bir zaman diliminde her şeyi gönlünce yazamamak, koltuk sahiplerinin yanlışlarını bağıra bağıra anlatamamak doğrusu ağrıma gidiyor. 12 Eylül zulmüne tanık olan biri olarak, sözcükleri bu kadar acı yuttuğumu hatırlamıyorum.
Bu yazıdan önce de “Demokrasi ve İnsan” isimli bir yazı yazmıştım. Baktım ucu bir yerlere dayanacak; ucu dayanan efendilerin öfkesine maruz kalmamak adına sildim. Yani deyim yerindeyse yuttum.
Yutmak bir yere kadar… Bence yazmamak, içindekileri yazamamak; insanın bedenini ve ruhunu kör bir bıçak gibi yaralıyor.
Ne yapalım, “Buna da şükür” diyerek satır aralarında gizemli mesajları verebilirim inancıyla uzun zamandan sonra oturdum bilgisayarın başına.
Daha önce bir yazardan duymuştum: “Biz ne zaman adam oluruz?”
Bu sorunun cevabı gayet basit: Biz, ölümü hatırladığımızda adam oluruz; hem de has adam.
Aslında hepimiz şöyle bir dalsak, fani olduğumuzu; ölümün saç teli kadar yakınımızda olduğunu anlarız. Anlarız anlamasına ama galiba çoğumuz balık hafızalı olduğumuz için unutuyoruz. Bir yakınımız öldüğünde, mezarlıkta alışılmış o sözü deriz: “Hele lo, Allah’ı billahi bu dünya boş.” Mezarlıktan çıkar çıkmaz dünyanın aldatıcı havasına hemen kapılırız.
Özellikle bir koltuğu torpille, ahbap-çavuş ilişkileriyle dolduranlar; bir anda sanki ölümsüzlük iksiri içmişçesine dünyanın zevkine öyle dalarlar ki… Din, iman, vicdan sözcüklerini dillerinden düşürmeyen ama gerçekte bu güzelim kutsallıklarla alakası olmayanlar, insanın bedduasını almaktan çekinmezler.
Birçok koltuk sahibi, günümüzün siyasi havasına kendisini kaptırmış; o koltuktan hiç inmeyecekmiş gibi insanlıktan uzak bir yaşamı koltuğa feda ediyor. Oysa gün gelecek, o koltuk gidecek…
Ölümü hatırlayan her insan, öldüğünde vatandaşların bedduası yerine rahmetini kazanmaya çalışır.
Bu koltuk sevdasına kapılıp insanlıktan çıkan her yöneticiye, idareciye şunu hatırlatmak isterim:
Siverek’in en eski mezarlığına gidin. Bir zamanlar hükümet gibi olan insanların mezarlarına bakın; bir Fatiha’ya muhtaçtırlar. Güzel düşünün, ölümlü olduğunuzu hatırlayın ki insanlar mezar taşındaki isminize Fatiha okusunlar.
Bir zamanlar Siverek’te Ömer Ağa ismiyle güçlü bir insan yaşarmış. Yaklaşık 100 yıl önce yaşayan Ömer Ağa, kanun kadar etkiliymiş.
Sonu nasıl mı gelmiş?
Ben bunu yazmak istemiyorum. Merak edenler, 60 veya 70’li yaşlarda olanlara sorsunlar.
Ölümü hatırlayın. Koltuğunuzu kibirden uzak tutun. İnanın, bu sizler için daha hayırlı olur.
Zulümden, haksızlıktan uzak durun ve ölümlü olduğunuzu unutmayın. Görevinizi adaletli yapın ki isminiz saygıyla anılsın, küfürle değil.
Demek neymiş? Ölümü hatırladıkça insan oluruz.
Güç ve saltanat gün gelir yıkılır; ama adınız adil ve adaletli ise, sizler her zaman insanlığın yüreğinde daha güçlü kalırsınız.
Adil olmadığınız zaman ise isminiz tarihin çöplüğünde yer alır.
Vallahi benden hatırlatması… Gerisi size kalmış.













