
Bazı ölümleri yazmak gerçekten zordur. Hiçbir kan bağınız yoktur ama can olmuşsunuzdur. Zor bir coğrafyada halk adına, hiçbir çıkar gözetmeksizin gecenizi gündüzünüze katmışsınızdır; beraber ağlamış, beraber gülmüşsünüzdür.
Bir baba sıcaklığıyla sizi maceralardan uzak tutmuş; en zor gününüzde, yıllarca baskı makinesinde nasır tutmuş elleriyle “Dur, delilik yapma; vallahi hakkımı helal etmem!” diyerek sizi belalardan korumuştur. Kışın sert günlerinde odun, kömür alınmadığı zamanlar olmuş; gülüp geçmişsinizdir. “Boş ver be ustam, biz de yıpranmış gazete kağıdı yakarız,” demişsinizdir. İçi el vermemiş ama üşümenize de dayanamamıştır. Soba yanarken, o uzun kış gecelerinde yetimliğini, anasız babasız geçen yıllarını, uzun yoldan gelen bir kardeşine anlatır gibi anlatmıştır. Gözleri nemli, bazen acımasız hayata karşı gözyaşlarını şakaklarından süzerek beton zemine akıtmıştır.

Ben kalp krizi geçirdiğimde ağlamış, dostlara sitem ederek “Bunun yaptığı kalleşlik; ben ona ‘Sen beni gömeceksin’ demiştim,” demişti. Hastane çıkışımda da ağlayarak aynı sözleri bana tekrarlamıştı.
Ben kalp krizi geçirdiğimde ağlamış, dostlara sitem ederek “Bunun yaptığı kalleşlik; ben ona ‘Sen beni gömeceksin’ demiştim,” demişti. Hastane çıkışımda da ağlayarak aynı sözleri bana tekrarlamıştı.
Gazeteye ilk yazımı, şiirlerimi götürdüğümde daha dinç görünüyordu. Bir yandan inşaatlarda demircilik yaparken bir yandan da geceleri İrfan Gazetesi’ne gidip yazılar yazıyordum. O zaman teknoloji yoktu; bir daktilomuz vardı, o da hep arıza veriyordu. Mehmet Usta, yazılarımı her bir harfi tek tek kalıba dizerek hazırlıyordu. Beni çok sevdiği için yazılarım ne kadar uzun olsa da ses çıkarmazdı; “Dolaş, daha yumuşak yaz; kalemini ne eğip bük ne de kılıç yap,” derdi.
Bir baba gibiydi; mesleği öğrenmemi çok istiyordu. Gazeteci olmamda, insanüstü bir çabayla emeği büyüktür. Eğer Mehmet Güyüç olmasaydı, belki ben de gazeteci olmazdım. Aslen Diyarbakırlıydı fakat ruhen bir Siverekliydi. Bu coğrafyada kimseyi kırmadan gazetecilik yapıyordu. Gözaltına alınması ve yaşadığı zorluklar, onu mesleğinden ve Siverek sevdasından hiçbir zaman koparmadı.
Yazılacak çok şey var ama bazıları bende kalsın. Ölüm haberini aldığımda gözlerim doldu. Tıpkı doğduğu gün gibi, son nefesinde de yine yalnız kalmıştı. Ağabeyi Osman Usta öldüğünde cenazesinde sadece beş on kişi vardı. Ben onun ölümüne alışırım ama eğer Siverek, ustaya hak ettiği değeri vermezse; işte o zaman ruhum ustayla beraber gömülür.
Güle güle dostuna dost, kardeşine kardeş olan güzel insan…













