Yüreği bir serçenin yüreği kadar küçük ve temiz olan güzel kız..
Kusura kalma daha tanışamadık seninle, fotoğraflardan seçmek zorunda kaldım gözlerinin güzelliğini…
Bazen insanı aldatan yürekler misali fotoğraflar da atlatıyor, bakan ve inanan gözleri…
Sahi; Deniz Mavisine mi çalardı gözlerin rengi…
Aramızda kalsın sakın gülme bana ben Deniz’i de sadece fotoğraflarda gördüm. Birde yıllar önce boğaz köprüsünden geçerken otobüsün camından maviyle yeşile benziyordu rengi.
Yoksa senin gözlerinin rengi de mi öyle, biraz mavi biraz yeşil, eminim öyledir yani; mavi ve yeşil yaşamın bir diğer adı gibi.
Denizim; yüreği hasretlik ve sevgiler kokan gonca gülüm. Yaşam denilen bu yol öyle uzun öyle meşkatlı ki anlatamam. Yaşamın gerçekleri evin halısının altına gizlenmiş tozlar gibidir küçük yüreğin kirlenmesin diye annen o gerçekleri hep halının altına gizler. Ta ki sen büyüyesin…
Hele bir büyü o zaman beraber ağlarız, istemekte, ağlatacak bizi dost gülüşlü sahte yüzler.
Denizim gönül bahçemin adı konulamamış gonca gülü, gül kadar saf ve temiz yüreğin acılarla acıtılmasın diye bazen yalan söyledik sana ve senin gibi deniz gözlü küçük kızlar..
Yalan kötüdür bilirim! Fakat kitapta da yeri var ağlayan gözleri güldürecekse, biz yalanların önüne birde masum cümlesini ekleyerek söyleye biliyormuşuz. O zaman günaha girmezmişiz bize büyüklerimize inanarak masum yalanlar söyledik size.
Yaşamın acı gerçekleri sandığından da acı. Hani koşarken dizin kanar ya, bir acı his edersin ağlarsın anne öper geçer ya, maalesef küçüğüm bazı acılar öyle öpmekle geçmiyor. Yaşamın acı gerçekleri öyle öpmekle geçmiyor be deniz gözlüm o gerçekler sadece dizi kanatmıyor, yüreği de kanatıyor. Yüreğin kanamasın diye birileri yüreğini kanatıyor. Kim mi. Acele etme hele bir büyü, gün ola devran döne…
Senden gizledik acılarımızı, gözyaşlarımızı. Şimdilik sana sadece masum yalanlar söylüyoruz…
Zorlama biz…
Nasıl tanıtayım sana bi tanem.. ölümün bir diğer adının yaşamak olduğunu
Sen beyazı hep gelinliklerde bilirsin. De bana be gülüm şimdi sana nasıl beyazın bir diğer adının kefen olduğunu söyleyeyim..
Ve en zor şey nedir bilirmisin?
Cahilliğime ver be küçüğüm. Nerden bileceksin dünyanın bu kadar alçak olduğunu ve nerden bileceksin insanların ellerinde maskeyle dolaşacaklarını, nerden bileceksin çekemezliğin insanı hayvanlaştırdığını…
Dün maden ocağında ölmüş eşini arayan bir annenin gözyaşları arasında düştün aklıma denizim
Biraz sararmış bir fotoğrafın arasından gülümserken hayata. Televizyonda devletin bakanına yalvaran bir annenin sözleri kurşun gibi yüreğime işlerken seni düşündüm..
Anne ağlıyor” söz verdim oğluma babanın ya dirisini ya ölüsünü götüreceğim oğluma..Ben oğlumun babasın almadan gidemem, bakama oğlumun yüzüne ben oğluma söz verdim ya dirisini yâda öl…”
Boğazım düğümlendi ağladım…
Anne olmak ve sözünde durmak.. Onur ve ölüm gece boyunca aklımda dolaşırken, en sevimli halinle yüreğime gülümsüyordun. Fotoğrafından seçemediğim gözlerinle gülümsüyordun bana, anne ve hayata
Affet bizi, biz sana masum yalanlarımızı söylemeye devem edeceğiz. Ağlarken görürsen bizi sakın ha ağladığımızı sanama toz kaçmıştır eğer çok ağlıyorsak bil ki birazda kömür tozu kaçmıştır…



