Gazeteci arkadaşlarım Siverek kırsalında yaşayan bir yaşlı adamla çocuklarına yardım götürdüklerinde bir fotoğraf çekmişlerdi, o fotoğraf beni en az karenin içinde bulunan insanlar kadar hüzünlendirdi. Yaşlı adamın gözlerindeki hüzün ve sevinç bir arada görülüyordu.
Fotoğraf karesinde bir yanında eşi ve iki küçük çocuğunu üzerilerine yağmur gibi yağan bombalardan kurtarıp, hayatta kalmalarının sevincini tam anlamıyla yaşamıyorlar, gözlerde hüzün ve özlem vardı. Tüm aile fertlerinin gözlerinde korkuyla karışık kocaman bir hüzün var.
O fotoğraflara bakınca, geçtiğimiz günlerde Halep kentinden karısını ve küçük kızını alıp Siverek’e gelen yaşlı bir adamla ilginç bir sohbetimizi hatırladım.
Adamın iki oğlu özgür Suriye ordusunda savaşıyormuş, son üç aydır oğullarından haber alamadığı için üzgündü.
Adamının ilk eşi hastalıktan öldüğü için küçük kızının annesiyle evlenmişti. Onunda gözlerinde vatanını terk etmek zorunda kalan insanlar gibi hüzün vardı. Hüznün nedenini bilmeme rağmen gazetecilik alışkanlığından olsa gerek, sordum?
Elini uzamış beyaz sakallarında dolaştırıp cevap vermeye başladı: “Allah razı olsun, Siverekliler bizlere elinden geldiğince yardım ediyor. Karnımız doyuyor, çıplak değiliz bir tek eksiğimiz vatan toprağı”
Dayı sen Kürtsün, Halep Arap şehri burada Kürtler arasındasın bu hüzün niye?
Yaşlı ve hüzünlü gözlerini gözlerime dikerek konuşmaya başladı:
“Vatan sevgisinin Arabı, kürdü yok. Doğduğun yaşadığın arkadaş edindiğin, gençliğinin geçtiği, askerlik yaptığın, âşık olup evlendiğin, ekmek yediğin yer vatanındır. Zalim Esad her türlü baskıyı yapmasına rağmen evlerimizde güneşi görebiliyorduk, sonra bizleri ölüm makinesiyle öldürmeye başladı. Halep kan gölüne döndü, Arap, Türkmen ve benim gibi Kürt olan yüzlerce insanın kanı birbirine karıştı. Çocukların parçalanmış bedenleri bir birine karıştı. Suriye toprakları adeta; ölüm tarlasına döndü.”
Belli ki dayının bam teline dokunmuştum, nefes almadan konuşmasına devam etti:
“Geçen her kış daha çok üşüyoruz. İliklerimize kadar vatansızlık soğukları işlemiş vatanımız diyoruz tek eksik yanımız. Çocuklarımızı yakınlarımızı orada bıraktık, birçoğunun mezarı bile yok. Biliyor musun? Ölümden daha beter bir acıdır vatansız kalmanın acısı!”
O anlatıyordu, kendisi de farkında değildi yanaklarından süzülen gözyaşlarının. Bak dedi;
“Karım öldü, başka bir kadınla evlendim, bir çocuğum öldü, diğer çocuklarımla avundum. Evim, uçakların bıraktığı bombalarla yerle bir oldu, hayalimde bile görmediğim Siverek’e gelip bu yıkılmaya yüz tutmuş evde yaşama devam ediyorum, ama içimde derin bir acı hep kaldı, oda vatan hasretinin acısıdır.”
Derin bir of çekerek devam etti: “Benim sizden ricam vatanınıza sahip çıkın, eşiniz ölse sevgiliniz sizi terk etse, hatta çocuğunuz bile ölse bir zaman sonra acısı azalır, giderek katmer bağlar o acı. Fakat vatansız kalmanın acısı siz yaşarken size her gün ölümden beter acı verir. Bazen gökyüzündeki yıldızlara bakıyorum, Suriye’deyken yıldızlar daha bir parlak görünüyordu gözüme, güneş had bir parlaktı onun için vatanınızı sevin ve asla kavga etmeyin. Zulüm ateşi kimliğinize bakmaz hepinizi yakar, kurban olurum hayran olurum size birbirinizi ve vatanınızı sevin!”
Yaşlı adamın yanından ayrılana kadar göz yaşları ince bir yağmur damlası misali yanaklarından süzülmeye devam ediyor…Sesi kulaklarımda yankılanıyordu; “Aman ha kurban vatanınızı sevin!.”




Yorumlar
Bu haber hakkındaki düşüncelerinizi ilk paylaşan siz olun.
Yorumunuzu Yazın
Görüşlerinizi bizimle paylaşın.