
İyilik ve kötülük, insanlığın varoluşuyla birlikte hep var olmuştur. Dileğimiz, kötülük kelimesinin insan yüreğinden bir an önce silinmesidir. Ancak doğanın gereği olarak bunun pek de mümkün olmayacağını düşünüyorum. Yine de temennimiz, bu kötü kavramın insan lügatından tamamen çıkarılmasıdır.
Son günlerde bir okulumuzda acı bir olay yaşandı, ardından Kahramanmaraş’ta da istenmeyen bir başka olay meydana geldi. Her iki olayın ardından demeçler verildi, yürüyüşler yapıldı ve toplumun büyük bir kesimi bu olaylara tepki gösterdi. Yaşanan acılara karşı toplumsal duyarlılığın olması elbette önemlidir. Tepki göstermek, birçok olay karşısında caydırıcı bir rol de oynayabilir.
Ancak dileğimiz, bu tür olayların hiç yaşanmamasıdır. Ne yazık ki gençlerimize gerektiği gibi sahip çıkamıyoruz. Olayların ardından çok düşündüm: Suçu yalnızca bu olayları gerçekleştiren çocuklara mı yüklemeliyiz?

Ancak dileğimiz, bu tür olayların hiç yaşanmamasıdır. Ne yazık ki gençlerimize gerektiği gibi sahip çıkamıyoruz. Olayların ardından çok düşündüm: Suçu yalnızca bu olayları gerçekleştiren çocuklara mı yüklemeliyiz?
Gelişen iletişim çağında çocuklar telefon, bilgisayar ve internet bağımlısı hâline geldi. Birçok ailede görüyoruz ki, çocuk yemek yesin diye eline telefon veriliyor. Böylece çocuklar yaşına uygun olmayan içeriklere kolayca erişebiliyor.
İletişim çağının iyi yönleri olduğu kadar kötü yönleri de vardır. Hatta bana göre olumsuz etkileri daha fazladır. Bazı yetişkinlerin dahi şiddet içerikli oyunlara büyük paralar harcadığını görüyoruz. Bu oyunların temelinde çoğu zaman öldürme teması bulunuyor. Toplum, küçüklü büyüklü bir çözülme süreci yaşıyor.
Bu noktada en büyük görev yerel yöneticilere düşüyor. 400 bin nüfusuyla birçok ilden büyük olan Siverek ilçesinde gençlere ve çocuklara yönelik kaç kurs bulunuyor? Atletizm, basketbol, hentbol, bisiklet, tenis gibi spor dallarında kaç kulübümüz var?
Gençleri okumaya ve edebiyata yönlendirmek için kaç okulda kitap okuma yarışmaları düzenleniyor? İlçede 50’ye yakın dernek ve STK bulunmasına rağmen, bunların kaçı memleketin sorunlarını gündeme getirip yöneticileri harekete geçirebiliyor?
Evet, kötülüğe karşı yürümek ve haykırmak güzeldir. Fakat yürüyüşten daha önemlisi, bu olaylar yaşanmadan önce ne yaptığımızı sorgulamaktır. Eğitim sendikalarına da sormak gerekir: Biz yürümek zorunda kalmadan bu süreci önlemek için ne yapıyoruz?
Bu memleketi yönetenler, kendi çocukları için ne istiyorlarsa, bu ülkenin çocukları için de aynı çabayı göstermelidir. Çocuklar bunalıma sürüklenmeden, uçurumun kenarına gelmeden ellerinden tutulmalıdır. Aksi hâlde sadece yürüyüşlerle bu sorunlar çözülmez.
Elbette haykırmak ve kötülüğe karşı yürümek önemlidir. Ancak en önemlisi, önleyici adımlar atmaktır. Eğer anne babalar, öğretmenler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşları yarınlarımız için yeterince çaba göstermiyorsa, sadece halay çekip zılgıt atmakla bu işler çözülmez.
Henüz geç sayılmaz, her akşam başımızı yastığa koyduğumuzda kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bugün Allah için ne yaptım? Komşumun çocukları için ne yaptım?”
Siverek, geniş avlulu bir ev gibidir; iyisiyle kötüsüyle hepimizin evidir. Kötülüğü süpürmek istiyorsak “sen, ben, o ne yaptı?” diye sormak gerekir.
Kısacası, ev yanarken avluyu süpürmenin kimseye bir faydası yoktur.













