
Dünyanın birçok yerinde basın zor şartlar altında, adeta kör-topal bir durumda. Türkiye’de ise basın özgürlüğü, ayağı kırık bir yaşlıya benziyor ki hem kör, hem topal, biraz da bağımlı… Zaten kör olan biri çevresini tam göremez, renkleri ayırt edemez. Bazı basın mensupları da ne yazık ki hem kör hem sağır bir durumda.
Velhasıl kelam, bağımsız gazetecilik oldukça zordur. Öncelikle, bir ülkede tarlalarında özgürce çiçeklerin açmadığı ve en önemlisi demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin yeterince gelişmediği bir ortamda, gazetecilik de doğal olarak bağımlı hale gelir. Yasaların anti-demokratik olduğu bir yerde kalem, Türkiye’de çoğu zaman bir sıfır yenik durumdadır.
Türkiye’de bilinçli okur ve medya takipçisi sayısının az olması da gazeteciyi kendi halkından bir ilgisizlik golüyle karşı karşıya bırakıyor. Bu nedenle hem dünyada hem ülkemizde birçok gazeteci ya görevini tam anlamıyla yapamıyor ya da mahkemelerde sadece kimlik tespitiyle karşılaşıyor.
Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de, özelde ise yaşadığımız Siverek’te, birçok kesim ve ideoloji gazetecileri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyor, kısaca bahçesinde turp yapmaya çalışıyor. Yani hesabına geldiği zaman gazeteciyi tanır, hesabına gelmediği zaman feryat figan eder (hani bu özgür basın nerede…) vallahi biz hep burda olduk, biz ancak size lazım olduğumuzda hatırlıyorsunuz.

Ben 35 yıldır bu mesleği yapıyorum. Yaşadığım zorlukları ve baskıları Siverek halkı iyi biliyor. Bunları burada uzun uzun anlatıp kimsenin vaktini almak istemiyorum.
Demem o ki; bilinçli bir halkın ve basını kendi sesi olarak görmeyen bir toplumun basın özgürlüğünden söz etmesi, vallahi ahlaki değildir.
Ben 35 yıldır bu mesleği yapıyorum. Yaşadığım zorlukları ve baskıları Siverek halkı iyi biliyor. Bunları burada uzun uzun anlatıp kimsenin vaktini almak istemiyorum.
Gerçekten sahada işini yapan, haber peşinde koşan gazeteci, bir doktor misali topluma hizmet eder ve bir gün mutlaka size de lazım olur. Gazeteciye önce halk sahip çıkacak, halkın desteğiyle güçlenen bir kalem, bedeli ne olursa olsun halkın yararına yazacak.
Çağımızda kâğıt gazeteciliği yavaş yavaş yerini dijital gazeteciliğe bırakıyor. Geçmişte bir haber yapmak, bilgileri toplamak ve haberi hazırlamak saatlerimizi alırdı. İnternet ve çağdaş iletişim araçları yoktu. Sahada görev yapan, kalemi not defteri cebinde, makinesi omzunda koşarak habere giden gazeteci sayısı yok denecek kadar azdı.
Siverekli hemşehrilerim; dünya, Türkiye ve özelde Siverek’te basın özgürlüğünü uzun uzadıya anlatmaya kalksak zaman yetmez. Kısaca ifade etmek gerekirse: Bizde bir deyim vardır, “Sahipsiz kuzuyu kurtlar kapar.”
Geçmişte sahada çalışan arkadaşlarımızın sayısı çok azdı ve basın adına bir örgütlenme ihtiyacı hissetmiyorduk. Ancak iletişim araçlarının ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte internet gazeteciliği çoğaldı, bu alanda eğitim alan insanlarımızın sayısı arttı.
Sahada görev yapan meslektaşlarımızın anayasal ve yasal haklarını korumak, Siverek basınının daha güçlü bir yapıya kavuşmasını sağlamak amacıyla, meslektaşlarımızın talep ve istekleri doğrultusunda bir cemiyet kurma çalışmalarına başladık.
Bu oluşumun Siverek için güçlü bir yapı olacağına inanıyorum. Mesleğini icra eden arkadaşlarımızın mesleki davranışlarını denetim altında tutmak, meslek etiğini yaygınlaştırmak, mesleki sorumluluk bilincini geliştirmek ve sahada yaşanabilecek olumsuzluklara karşı çözüm üretmek adına Siverek Gazeteciler Cemiyeti’nin kuruluş çalışmaları son aşamaya geldi.
Değerli Siverek halkı, bu oluşum meslektaşlarımıza yarar sağladığı kadar Siverek’e ve Siverek halkına da katkı sunacak. Kurumsal anlamda Siverek basını bir kimlik kazanacak.
Başta da söylediğim gibi; kurtların çok olduğu, her gün ayrı bir demokrasi ihlalinin yaşandığı bir dönemde böyle kurumsal bir yapı gerekiyordu.
Yani artık sahipsiz kuzu olmayacağız; arkamızda dağ gibi duran bir isimle, Siverek Gazeteciler Cemiyeti olacak!













