
Toplarımız plastikten dikene değse patlardı. Biz de topu olan takım kurmazdı, aramızda kuruş kuruş elbirliğiyle alırdık toplarımızı. Paramız olmadığında taşla oynardık o sebeple çabuk paralanırdı pazar malı ayakkabılarımızla, terliklerimiz. Diken dedim ya o zamanlar yeşil ağaçlar, fidanlar, boş arsalar olurdu bakımsız, taşları dizer kale yapardık, diğer mahalle ile maç yaparken.
Topa kafa atar, ters röveşata çakardık, toprağa düşmek acıtmazdı canımızı…
Akşama kadar bazen üç top alınırdı bakkal amcadan. Yaralansak incinsek de eve gidilmezdi, gidilse de çaktırmamaya çalışırdık büyüklerimize ki sokak ya da maç yapmak yasak olmasın. Toprakta küçük delikler açıp gülleler yuvarlardık. Gülle, misket, bilye derdik. Parlak, aynalı, afili misketlerimiz vardı ama en az üç basit misket ederdi. Arkadaşın tüm misketlerini üttük mü borç verirdik yine. Ya da anasından kaptığı salçalı ekmeğe satardık. Zaten analar bir bütün ekmeğe sürerdi, bizde 5-6 çocuk pay ederdik. Misketlerini geri vermeye bahane çoktu.
Oyuncaklarımız pek yoktu. Olsa da en fazla araba, bebek ya da kamyon. Asker, silah ya da tank oyuncağımız olmadı bizim. Bizim savaşlarımız yoktu oyunlarımız vardı. Yakan top, körebe, muçi…
Alevi imiş Sünni imiş bilmedik, bilmezdik arkadaşlarımızı. Kimimiz çocuk orucu tutardı Ramazan’da, kimimiz çikolata yerdi yanımızda kınamayı bilmezdik. Utanmayı bilirdik babası işsiz arkadaşımız kenardan bizi izlediğinde. Cebimizde şeker ya da meyve varsa onunla pay ederdik önce o götürür küçük kardeşlerine verirdi. Param yok top için diyen ya kalede oynardı ya da bek. Parası olanlar olurdu forvet oyuncusu. Mahallenin serserileri bulaşmazdı bize, tek kalmazdık, gezmezdik.
Neyse zaman değişti. Şimdi top dedin mi havan topları ya da vergi vermeyen milyon dolarlık futbol yıldızları geliyor akla. Online savaş oyunu oynuyor çocuklar, pas at desen bencil oynuyor, pas atmayı bilmiyor, aynı mahallede oturup birbirini tanımıyor. Face de arkadaş olup düşman oluyorlar. Misket bombalarında ölen çocukların haberlerini izlemiyorlar bile varsa yoksa vineleri, kittyleri, tubeli hayatları. Ya da jiple gezen liseli dizileri. Düşleri sanal bir sarmalla kısa yoldan zengin olmaya yönelik.
Sofraya çağırıyor anneler, yemeği beğenmediyse gelmiyor, burger söylüyor babasının kartıyla netten.
Eskiden plastik toplarımız, gerçek arkadaşlarımız, anlı şanlı mahalle zaferlerimiz vardı. Şimdi teknolojik hedefe odaklı toplarımız, tweety, face arkadaşlarımız sanaldan upload edilmiş duygularımız var. Üzüntülerimizin bitmesi bile klavye de bir delete tuşuna, en hit komik videolara bir tık a bakar…
Umudu kuşun kanadına asmıştım, onu da yakalayıp AVM’de sattılar…














