

İletişim, ulaşım ve teknolojide yaşanan ilerlemelerde olağan üstü ivme kazandığımız 21. yüzyılın ilk çeyreğine doğru yol alırken dünyanın gelişmiş, gelişmekte olan ve geri kalan yaklaşık 190 ülkesi son beş aydır Çin Halk Cumhuriyeti’nin Wuhan eyaletinden yayılması bir türlü engellenemeyen virüs ile mücadele ediyor.
Özellikle globalleşen dünyada varlığını sürdürmek ve yerini korumak, olağan üstü durumlar karşısında çaresiz kalmamak ve bilimsel mücadele yürütmek isteyen ülkelerin; mücadelenin en önemli sac ayaklarını oluşturan ekonomi, eğitim ve sağlık sistemlerini güçlendirmiş olması gerektiğini son beş ayda daha iyi anlamış olduk.
Bu tür olağan üstü durumlarda hareket ve karar alma kabiliyeti gelişmiş, güçlü bir ekonomik alt yapı ve sağlık sistemine sahip olan ülkelerin kayıpları da bu sistemlerin güçlülüğü oranında olacaktır.
Virüsün ülkemizde dahil dünyanın birçok ülkesinde ağır tahribatlar yarattığı aşikardır. Her ne kadar birçok teorisyen ve uzmanın yeni dünya düzenin kurulacağı, ulus – devlet anlayışında değişimlerin olacağı, kapitalist uygarlığın sonunun geldiği vb. söylemlerin gerçekliğinin mümkün olmadığını aksine kapitalist ideolojinin virüsü dahi kendine meze yaparak, ulus-üstü ilaç firmaları üzerinden varlığını daha güçlü bir şekilde sürdüreceği, ideolojik yapısında herhangi bir değişimin olmayacağı, dünyanın sosyolojik yapısında Fransız Devrimi ve Sanayi Devriminin yarattığı değişim ve dönüşüm kadar toplumsal bir etki beklemenin hayalperest bir yaklaşım olacağı kanaatindeyim.
Zira son beş ayda görülen virüsün bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de toplumsal bir dönüşümden ziyade kültürel, sosyal ve toplumsal değerlerimizi yeniden yorumladığı, alışkanlıklarımızı silkelediği, yeni alışkanlıklar kazındırdığı yönünde.













