
Ölüm, yaşamın bir diğer adıdır. Her canlı yaşar ve sonunda ölümü de yaşar. Bu, doğanın değişmez kanunlarından biridir.
Hani derler ya; “Ölüm var, ölüm gibi; ölüm var, zulüm gibi…” Tarım işçilerinin ölümü de bana zulüm gibi geliyor.
35 yıllık gazetecilik yaşamım boyunca hep bu ölümlerle acıdı ve en derinden kanadı yüreğim. Her yeni yılda Siverekli tarım işçilerinin ölüm haberlerini alıyoruz. Eminim ki ben insanım diyen herkesin yüreğinde, bu acı çığlığın bir yankısı vardır.
Her yıl Siverek’ten, çoluk çocuk yaklaşık binlerce insan, Türkiye’nin çeşitli bölgelerine tarım işçiliği yapmak için ilçe dışına çıkmak zorunda kalıyor.
Zorundalar… Çünkü yurtlarında iş, aş ve ekmek yok. Bir lokma ekmek uğruna binlerce kilometre yol kat ediyor, memleketlerinden uzaklara gidiyorlar.

Bu insanlara kendi topraklarında iş imkanı sunulsa, sanırım hiçbir ırgat binlerce kilometre yol kat ederek ekmek parası uğruna yollara düşmez, ailesini ve çocuklarını tehlikeli yolculuklara mahkum etmez.
Kimi zaman daha gidecekleri yere ulaşamadan, kimi zaman da dönüş yolunda trafik kazalarında hayatlarını kaybediyorlar. Yollarda can veren bu insanların bedenlerinin üzerine gazete kağıtları örtülürken, bizler geride kalanlar olarak yalnızca “ah-vah” etmekten başka bir şey yapamıyoruz.
Oysa elinden bir şey gelenler de gerekeni yapmıyor.
Bu insanlara kendi topraklarında iş imkanı sunulsa, sanırım hiçbir ırgat binlerce kilometre yol kat ederek ekmek parası uğruna yollara düşmez, ailesini ve çocuklarını tehlikeli yolculuklara mahkum etmez.
Üstelik mesele yalnızca tarım işçilerinin can güvenliği de değil. Her yıl on binlerce insanın Siverek’ten ayrılması, bu kentin ekonomisini de doğrudan etkiliyor.
Tarım işçilerinin gidişiyle birlikte ilçedeki esnaflar adeta siftahsız kepenk kapatıyor. Evlerde kazan kaynamadığı gibi, çarşıda da alışveriş azalıyor. Bu göç, Siverek ekonomisinin üzerine adeta bir ölü toprağı seriyor.
Akıl almıyor…
Siverek’te bulunan binlerce dönüm araziye rağmen, tarlalarda üretilen ham maddeleri fabrikalarda mamul maddeye dönüştürecek, binlerce kişiye istihdam sağlayacak yatırımlar neden yapılmıyor?
Bu kentin toprakları var, üretim potansiyeli var, insan gücü var. Eksik olan ise bu imkanları değerlendirecek yatırımlar.
Zenginler, ağalar, beyler var. Ancak bu zenginlerin kendi memleketlerinde yatırım yapmak yerine başka şehirlerde yatırım yapmayı tercih etmeleri, insanın aklına ister istemez bazı soruları getiriyor.
Acaba bu insanlara yıllardır kendi topraklarında iş ve aş imkanı sunulmaması, onları çaresiz bırakıp başka şehirlere, başka yollara mahkum eden bir düzenin sonucu mudur?
Acaba siyasi ve ekonomik anlamda bir kölelik politikası mı izleniyor?
Ben, yollarda hayatını kaybeden insanların ardından yalnızca ruhlarına Fatiha okumakla yetinilmemesi gerektiğine inanıyorum.
Bu insanların ölmemesi için yapılabilecek işler var.
Yatırım yapılabilir.
Fabrikalar kurulabilir.
Tarım ürünleri yerinde işlenebilir.
İnsanlara kendi memleketlerinde çalışma ve üretme imkanı sağlanabilir.
Siyaset zamanı Siverekli ırgatların karşısına çıkanlara bunlar sorulmalı.
“Kendi memleketine yatırım yapmaktan kaçınarak insanları başka şehirlerde çalışmaya, yollara ve ölüm riskine mahkum edenler, nasıl oluyor da bu insanların oylarına talip olabiliyor?” diye sorulmalı.
Bu insanları ölmeden önce, yaşarken hatırlayın.
Onlara yaşarken sahip çıkın. Kendi topraklarında ekmeklerini kazanabilecekleri imkanları oluşturun.
Yoksa öldükten sonra Fatiha vermeyin…













